7 rakamı nereden gelir?
Batlamyus, Dünyayı Evrenin merkezine yerleştiren (geosentrik) bir evren modeli önermişti. Kopernik’in Güneş merkezli (heliosentrik ) modeline kadar Batı ve İslam dünyalarında egemen kozmolojik model buydu. Geosentrik evren modelinde Dünya ortadaydı ve Güneş, diğer gezegenler ve Ay Dünyanın çevresinde dolaşıyordu. Dünyanın etrafında dolaşan bu parlak nesneler de pagan tanrılarıyla eşleştirilmişti.

Resim: Geosentrik evren modeli
Güneş merkezli bir model ilk kez MÖ 3. yüzyılda Sisamlı Aristarkhos adlı Yunan gökbilimci ve matematikçi tarafından önerilmişti. Aristarkhos, Güneş’i merkeze alan bir model geliştirmiş, ancak bu görüşü dönemin astronomları arasında kabul görmemişti. Sonradan 16. yüzyılda Kopernik’in Dünya’nın kendi ekseni etrafında döndüğünü ve Dünya ile diğer gezegenlerin Güneş’in etrafında dolandıklarını savunması ve heliosentrik modeli geliştirmesi; Galileo Galilei’nin de teleskopik gözlemleri ve fiziksel argümanlarıyla bu modeli desteklemesiyle, Geosentrik Evren Modelinin egemenliği sona erdi. Ancak 1781 yılında Uranüs’ün keşfine dek, Güneş Sistemi’nde gezegen olarak bilinen 7 klasik gök cismi vardı: Ay, Merkür, Venüs, Güneş, Mars, Satürn ve Jüpiter.
Aristotelesçi kozmolojide, bu 7 gök cisminin göksel kürelerle taşındığına; sabit yıldızların ise bunların dışındaki yıldızlar küresinde bulunduğuna inanılırdı. Böylece Dünya ile yıldızlar küresi arasında birden fazla göksel katman tasarlanmıştı. Yedi sayısının gök cisimleriyle ilişkilendirilmesi, daha sonra çeşitli dinsel ve kozmolojik geleneklerde de karşımıza çıkar. Haftanın 7 gününün her biri de bu 7 klasik gök cismiyle ilişkilendirilmiş ve günlere bunların adları verilmiştir. Pisagorcu gelenekte ise gök cisimlerinin hareketlerinin kozmik bir “uyum” veya “kürelerin müziği” oluşturduğu düşünülüyordu.

Resim: Heliosentrik Güneş Sistemi modeli
Kısa bir tarihçe:
Musa‘nın doğumu (Kesin tarih bilinmiyor. Geleneksel kronolojilerde MÖ 13. yy civarı kullanılır.)
Antik Yunan (~MÖ 500 ve öncesi): Babil ve Yakın Doğu astronomisinden etkilenen astronomik yöntemler kullanıldı; doğa filozofları ortaya çıktı.
Thales (~MÖ 624–546): Babil astronomisinden yararlanmış olması muhtemeldir; MÖ 585’te Güneş tutulmasını öngördüğü aktarılır.
Herakleides (~MÖ 390-310): Dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü ve Merkür ile Venüs’ün Güneşin çevresinde dolandığını öne sürdü.
Aristoteles (MÖ 384-322): Fizik, metafizik, biyoloji, mantık ve astronomi gibi birçok alanda önemli çalışmalar yaptı.
Euklides (~MÖ 300): Elements adlı eseriyle kendisinden önceki geometrik bilgileri sistematik ve aksiyomatik bir biçimde ortaya koydu; klasik geometrinin temelini attı.
Aristarkhos (~MÖ 310-230): Güneş merkezli bir evren modeli önerdi.
Arşimed (MÖ 287-212): Mekanik, hidrostatik ve matematik alanlarında öncü çalışmalar yaptı; kaldıraç ve kaldırma kuvveti gibi konulardaki çalışmaları doğa yasalarının matematiksel olarak incelenmesinde önemli bir aşama oluşturdu.
Eratosthenes (~MÖ 276-194): Geometrik yöntemlerle Dünya’nın çevresini ölçtü.
Hipparkhos (~MÖ 190-120): Bilinen en eski kapsamlı yıldız kataloglarından birini yaptı.
Andronikos (~MÖ 60): Aristoteles’in eserlerini düzenleyip derledi.
İsa‘nın doğumu (Milat olarak kabul edilir; gerçek doğum tarihi kesin olarak bilinmiyor.)
Muhammed‘in doğumu (MS 570-571)
Haftanın günleri (7 gök cismi, göksel katmanlar ve gezegen tanrıları)
Roma’nın gezegenlerle ve tanrılarla ilişkilendirdiği 7 günlük hafta sistemi, Roma dünyasıyla temas sonucunda Avrupa’daki Cermen halkları arasında da benimsendi. İngilizce gün isimlerindeki değişiklikler, Cermenlerin Roma tanrılarının yerine kendi mitolojilerindeki benzer tanrıları koyarak gün adlarını uyarlamalarından kaynaklanır. Roma’nın gezegenlerle ilişkilendirdiği tanrılar Mars, Merkür, Jüpiter, Venüs ve Satürn, Cermen dünyasında Mars, Merkür, Jüpiter ve Venüs için sırasıyla Tyr, Odin, Thor ve Frigg gibi yerel tanrılarla ilişkilendirilirken, Satürn’ün adı İngilizcede Saturday olarak korunmuştur. Ay ve Güneş için tanrı adı yerine doğrudan bu gök cisimlerinin adları kullanılmıştır.
Cumartesi: Satürn’ün günü, Dies Saturni. İng. Saturday, Roma’daki bu adlandırmayı korumuştur.
Pazar: Güneşin günü, Dies Solis (İng. Sunday)
Pazartesi: Ay günü, Dies Lunae (İng. Monday)
Salı: Mars günü / Savaş tanrısı Tyr’ün günü, Dies Martis (İng. Tuesday, Fr. Mardi)
Çarşamba: Merkür günü, Dies Mercurii / Woden’in (Odin’in) günü (İng. Wednesday, Fr. Mercredi)
Perşembe: Jüpiter günü, Dies Jovis / Thor’un günü, (İng. Thursday, Fr. Jeudi)
Cuma: Venüs günü, Dies Veneris / Frigg’in günü, (İng. Friday, Fr. Vendredi)
Semavi dinlere geçiş:
Bu fikir Yahudiliğe, Hıristiyanlığa ve İslamiyete de girmiştir.
Yahudilikte 7 rakamıyla sembolize edilen çok şey vardır: Yaratılış anlatısında 7. günün Şabat olması (Tanrı’nın dinlenme günü); Yeriko kuşatması sırasında şehrin etrafında 7 kere dolaşılması; Kudüs Tapınağı’ndaki 7 kollu şamdan (Menora); ve toprağın 7 yılda bir dinlendirilmesini öngören Şemita döngüsü.
Hıristiyanlığın Katolik ve Ortodoks geleneklerinde 7 sakrament, Kutsal Ruh’un 7 armağanı, İsa’nın çarmıhtaki yedi sözü, 7 mühür ve 7 büyük günah gibi örnekler vardır. Vahiy Kitabı’nda ayrıca 7 trompet, 7 dağ ve 7 kral gibi başka 7’li semboller de bulunur.
İslamiyete yansımaları:
Batlamyus MS 2. yüzyılda yaşamıştır; yani Muhammed’den yaklaşık 4 yüzyıl önce. Kur’an’ın yazıldığı dönemde bilinen 7 klasik gök cismi ve geosentrik evren anlayışıyla uyumlu kozmolojik düşünceler Yakın Doğu’da zaten mevcuttu. Kur’an’da da yedi gökten söz edilir:
- Bakara 29: “O ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yöneldi, onları yedi gök olarak düzenledi. O, her şeyi bilir.”
- Mülk 3: “O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır.”
- Hicr 44: “Cehennemin yedi kapısı vardır. Onlardan her kapı için birer grup ayrılmıştır.”
İslamiyette 7 sayısı başka ibadet ve dini uygulamalarda da karşımıza çıkar. Kâbe 7 kez tavaf edilir; Akabe Cemresi’ne ilk gün 7 taş atılır, sonraki günlerde ise üç cemrenin her birine 7’şer taş atılır.
O dönemde bilinen yedi klasik gök cisminden ne kadar da çok hurafe çıkmış! Yedi sayısının eski astronomik ve kozmolojik anlayışlarla olan ilişkisini göz ardı edip, kutsal kitaplarda geçen yedili sembolleri bu tarihsel bağlamdan bağımsız ve olağanüstü bilgiler olarak yorumlamak, bilgi eksikliğinden kaynaklanan bir yanılgıdır. Bu tür tuzaklara düşmeyelim.
