Biz ateistler ne biçim insanlarız?

Biz ateistler dinlere ve onların tanrılarına, peygamberlerine, kitaplarına inanmayız. Korkularımıza yenilmeksizin merakımıza yenilerek defalarca sorduğumuz sorulara aldığımız yanıtların vardırdığı noktadır bu. Bu yanıtların yol açabileceği karamsarlığın hakikati değiştirmediğini biliriz. Bu sorgulamaları bir cezalandırılma korkusuyla veya ödül kaygısıyla değil, dürüstçe ve öz saygımızı yitirmeden yaparız. Cevap hoşumuza gitmeyecek olsa da, onu reddetmek yerine kabullenir ve yolumuza devam ederiz. Varlığımızın evrende bir kum tanesi kadar önemsiz olduğu gerçeğini yadsıyarak değil, bunun farkında olarak hayatımızı yaşarız. Kendimizi sahte değer yargılarıyla veya masallarla kandırmak yerine, ne olursa olsun işin doğrusunu kavramaya çalışırız. Bir şeye inanmak İSTEMENİN onu GERÇEK yapmadığını biliriz. Bizi rahatlatan her düşüncenin mutlak doğru olmayabileceğini biliriz. Bilimsel gerçeklerin ve onlar sayesinde evrene ve dünyaya dair öğrendiklerimizin zaten hiçbir masala, doğaüstü güce veya tılsıma ihtiyaç hissettirmeyecek kadar “büyüleyici” olduğunu biliriz.
(!) Bu sebeple evet, biz ateistler gerçekleri inkâr eden, hayatta hiçbir şeyden zevk almayan ve hiçbir amacı bulunmayan insanlarız (!)
Bkz. Ateistler hayata nasıl bakar?
Biz ateistler, “iyi” veya “ahlaklı” olmak için kutsal kitaplara veya kendileri hiç de “iyi” ve “ahlaklı” işler yapmamış kişilerin eylemlerine-sözlerine-nasihatlerine ihtiyaç duymayız. Herhangi bir canlıya işkence etmenin, bir insanı haksızca mutsuz etmenin (taciz ederek, iftira atarak, kendisine veya sevdiklerine hakaret ederek, psikolojik veya fiziksel baskı uygulayarak vs) yanlış ve ahlak dışı olduğunu, hiçbir tanrının ceza tehdidi veya ödül ayartısı olmadan da anlayabiliriz. Ahlaklı olmak için dinlere ihtiyacımız yoktur; vicdani pusulamız bize yeter: çünkü cinayetin, tecavüzün, hırsızlığın, hak gaspının veya en basit anlamda başka bir canlının yaşamını olumsuz etkileyen herhangi bir eylemin ahlaken “kötü” olduğunu bilenler, bir günah kırbacına ihtiyaç duymaz.
(!) Bu anlamda evet, biz ateistler ahlaksızlığa yatkın, hiçbir değer yargısı olmayan ve iyiyle kötüyü birbirinden ayırt edemeyen sapkın insanlarız (!)
Bkz. Mutlak Ahlak ve Ahlaklı Olma Motivasyonu
Biz ateistler, dünyadaki en büyük katliamların ve haksızlıkların yapılmasında dinlerin araç olarak kullanıldığını biliriz. Pek çok iyi niyetli düşünürün, yazarın, filozofun ve bilim insanının bu uğurda can verdiğini; işkence gördüğünü, idam edildiğini, yakılarak öldürüldüğünü hatırlarız. Bunun altında yatan gerçek sebeplerin bilincinde olduğumuz için insanlığın geleceği adına endişe duyar, bireyin kendi çıkarı veya inancı uğruna başka bir canlının canına kastetmesine veya hakkını yemesine şiddetle tepki gösteririz. Doğaüstü bir güce inanmanın, bu inancın yarattığı baskının ve sonucunda ortaya çıkan “inancı için her şeyi yapan” zihniyetin ne kadar tehlikeli olabileceğini biliriz. Dini inançların kötü niyetli kişiler tarafından nelere alet edilebileceğini de öyle. Tüm bu tehlikelerin farkında olduğumuz için insanları bilinçlendirmeye gayret ederiz, ama bunu yaptığımızda füzeler her nedense bize yönelir!
(!) Demek ki biz ateistler toplum düzenini bozan, insanlar arasında husumet yaratmak isteyen, önyargılı ve tehlikeli insanlarız (!)
Biz ateistler bütün canlıların evrim sürecinde oluştuğunu; koca bir organik ve bütünsel yapı olan doğanın her parçasının birbirine bağımlı ve dolayısıyla değerli olduğunu bilir; bilinmesini de isteriz. Bir insan grubunun diğerinden farklı olmadığı, hepimizin evrimsel süreçte akraba olduğu ve din, dil, ırk, cinsiyet vb kavramların kendi yaratımlarımız olduğu gerçeğinden yola çıkarak, beşerî meselelerde bu kavramların çöpe atılıp yalnızca “insan” kavramının dikkate alınmasını isteriz. Bu yapay kavramlar yüzünden dünyada işlenen nefret suçları bizleri üzer, üzmekten de öte kızdırır. Nefretin kaynağını biliriz, sebebini anlarız, ama devamlılığını kabul edemeyiz.
(!) İnsanların bu yapay kavramlar yüzünden baskılanıp göz göre göre ötekileştirilmesine tepki duyduğumuza göre evet, biz ateistler insan ırklarının üstünlüğünü savunan, “en güçlü olan hayatta kalsın, gerisi yok olursa olsun, doğanın kanunu böyle” diyen o meşhur, bencil Darvinist zihniyetin ürünüyüz (!)
Bkz. Yanlış Anlaşılan Bir Deha: Charles Darwin
Biz ateistler önemli ve değerli olmak, Tanrı’nın en sevdiği biricik yaratımı sayılmak, evrendeki her şeyin bizim için yaratıldığını düşünmek gibi kibirli düşüncelere kapılmaz ve bu arzulardan hareketle kendimize bir inanç sistemi yaratmayız. “Tepe tepe kullan at, nasılsa hepsini senin için yarattım” diyen bir Tanrı’nın var olmadığına; dünyanın ve içerisindeki hiçbir varlığın bizler için özel olarak yaratılmadığına inanırız. Gerçekte hiç de bize ait veya biz kullanalım diye yaratılmış olmayan sayısız varlığa hak ettiği değeri vererek yaşamaya çalışırız.
(!) Bu açıdan evet, biz ateistler kendimizden başka hiçbir şeye saygı ve sevgi duymayız (!)
Biz ateistler eleştirdiğimiz şeyin ne olduğunu tam olarak bilmek isteriz. Bir şeyi öğrenmeden, ne olduğunu anlamadan reddetmenin bize yakışmayacağını ve büyük değer atfettiğimiz akılcı düşünce biçimiyle çelişeceğini biliriz. Beynimize evrimsel özgünlüğü nedeniyle saygı duyar ve onu hakkıyla kullanmaya çalışırız; kendimizi “dinden arındırmış kişiler” olarak tanımlayabilmemiz için de zaten o yolları çoktan aşındırmış olmamız gerekir. Ancak bu bağlamda kendimizi eleştirmeyi de bilmemiz gerekir. “Gerekir” diyorum, çünkü bazı ateistlerin bunun farkında olmayabileceğine şahit oluyorum. Bu akılcılığı elden bırakırsak, dogmaları sorgulamadan kabul edenleri eleştirmeye hakkımız olmadığını bilmeliyiz. Aynı şekilde dinlere ilişkin bilgilerimizi de geliştirmeye gayret eder ve daha fazlasını öğrenmek, anlamak isteriz. Dolayısıyla karşı taraftan gelen “hiç mi düşünmezsiniz?” gibi ithamlar yersiz olmaktan öte komiktir; nitekim bu soruyu soranların, bizim onda birimiz kadar kendi dinlerine kafa yormadıklarını biliriz. Çoğu zaman insanların kendi inandıkları dini onlardan daha iyi anlar, yanlış bildikleri kavramları düzeltmeye çalışırız.
(!) Bu sebeple evet, biz ateistler ukala, bilgisiz ve düşünmeye/inanmaya korkan insanlarız (!)
Bkz. Bir ateistten sevdiklerine mektup
Biz ateistler, insan aklını ve temel bilimleri el üstünde tutarız. Bunlara doğaüstü bir kutsallık katma gereği duymayız. Şüpheci yapımızdan dolayı bilimin sunduklarını bile sorgulamadan veya araştırmadan kabul etmeyiz. Ama yeri geldiğinde, bu el üstünde tuttuğumuz değerleri ezmeye çalışan, başta din olmak üzere her türlü baskı aracının da karşısında durmayı biliriz. İnsanlığın bilimsel ve düşünsel gelişimini durdurmaya, aydınlanmaya sekte vurmaya çalışanları kınarız. Doğaya dair algımızı ilerletmek için çabalayan bilim insanlarının onca emek ve özveriyle ortaya koyduğu gerçekleri örtbas edip çarpıtmaya kalkan kör zihniyeti tehlikeli buluruz. Biliriz ki bugün hayatımızı kolaylaştıran, ufkumuzu açan, sevdiklerimizin hayatını kurtaran, hastalıklara ve salgınlara çare üreten ve gelecekte de üretmeye devam edecek olan sayısız keşif, yobaz ve sekter zihniyetlere direnme azmini göstermiş insanlar tarafından var edilmiştir. Bilimin bütün nimetlerinden faydalanıp daha sonra onları yok saymaya kalkan veya bilim aksini söylüyorken sırf din kitaplarında yazılanlarla çelişiyor diye açık gerçekleri reddetmekte direnen nankör insanlar bu nedenle bizi kızdırır.
(!) Tüm bunlara bakılırsa evet, biz ateistler bilime tapan ve dünyayı felakete sürüklemek isteyen, kadir kıymet bilmeyen hasta ruhlu insanlarız (!)
Biz ateistler, sahip olduğumuz bu tek hayatta neler yapabileceğimizi düşünerek yaşarız. “Öbür dünya” kavramına inanmadığımız için BU DÜNYADA kendimizden memnuniyet duyarak yaşamak isteriz. Yaptığımız doğru ya da yanlış eylemlerin “ahiretteki” pazarlık indirimine tâbi olmaksızın önem arz ettiğini savunur; bizi sevdiği veya yeterli cezayı çektiğimizi düşündüğü için affedecek bir Tanrı fikrini yalnızca kendimizi rahatlatmak için uydurduğumuzu biliriz. Dünyanın adil bir yer olmadığını, üzülerek de olsa gözlemleriz. Adalete duyduğumuz özlem, bu hazin gerçeği değiştirmez. Dünyadaki bunca yanlışı, felaketi, haksızlığı ve acıyı görüp de “nasılsa öbür dünyada adalet sağlanacak” diyerek arkamıza yaslanıp olup biteni izlemek yerine, bu kötülüklerin sona ermesi için eyleme geçilmesi gerektiğini düşünürüz. Doğduğu toprakların ve içinde yaşadığı toplumun şartlarına göre birbirinden çok farklı yaşam biçimlerini sürdürmek zorunda olan insanların “öbür dünyada adaleti bulacakları” masalı bize huzur vermez; insanların boş yere acı çekiyor olmasından duyduğumuz rahatsızlığı “ilahî adalet” kavramına bağlayıp dünyaya pembe gözlüklerle bakamayız. İnsanlar bizzat sorumluluk almadıkça hiçbir şeyin değişmeyeceğini biliriz.
(!) Demek ki biz ateistler hak ve hukuktan anlamayan, yalnızca dünyevi kaygıları olan ve adaletin tecelli etmesini istemeyen duygusuz varlıklarız (!)
Biz ateistler elbette her insanın kendi inancını seçme özgürlüğü olduğunu, ama bunu yaparken de elindeki bilgilerin doğru olması gerektiğini savunuruz. Zihninde henüz soyut/somut kavramları gelişmemiş, beş yaşındaki masum bir çocuğun, kâbuslarına girecek masallarla korkutularak bir inancı benimsemeye zorlanmasını haksız ve gaddarca buluruz. Bireylerin sorgulama kavramına yabancılaşmadan ve merak duygusunu yitirmeden akılcı ve bilimsel bir eğitimle yetiştirilmesi hâlinde, hurafelere ve masallara kanmayıp doğru yolu kendiliğinden bulacağına inanırız. Buna inanırız, çünkü bizler bu şekilde yetişmişizdir. Bir çocuğa yaşamının en savunmasız döneminde, henüz yetişkin bir birey bile değilken hurafeler dayatmak ve ömrünün sonuna kadar korkuyla yaşayacak olmasını umursamadan beynini yıkamak, ona yapılabilecek en büyük kötülüktür.
(!) Her bireyin doğru bilgiye erişim ve kendi seçimlerini yapma hakkına sahip olmasını, merak ve sorgulama yetilerini kaybetmemesini ve hayata korkuyla değil umutla bakmasını istediğimize göre evet, biz ateistler dar bir bakış açısına sahip baskıcı ve zalim insanlarız (!)
Biz ateistler her insanın kendi yetişme tarzına uygun biçimde davrandığını, şartların da çoğu zaman insanın elinde olmayabileceğini biliriz; dolayısıyla dindarları anlayışla karşılamaya çalışırız. Çocuk yaşta beyne zerk edilen dogmaların ve toplumsal tabuların yıkılmasının çok zor olduğunu, insanların bunu yaparken zorlanmasının gayet doğal olduğunu biliriz. Ama bu hümaniter ve hoşgörülü yaklaşımımıza rağmen bazen en ağır hakaretleri işittiğimiz olur; bizi ve savunduğumuz değerleri, hatta ailemizi ve sevdiklerimizi aşağılayan cümleler duyabilir, fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalabilir, özgürlüğümüze ve yaşam hakkımıza el uzatıldığına şahit olabiliriz. Bir gün “ahlaksız, satanist, kötücül” gibi etiketlerle yaftalanabilir, yarın bir otel odasında yakılarak öldürülebilir veya sokakta yürürken “Tanrı’nın dini bütün bir kulu” tarafından “O’nun takdirini kazanmak” uğruna saldırıya uğrayabiliriz. Üstelik bunları hak ettiğimiz düşünülür: tek suçumuz, dünyada var olan yaklaşık dört bini aşkın dinden belirli birine inanmıyor olmamızdır!
(!) Görüldüğü gibi biz ateistler gerçekten de hoşgörüsüz, anlayışsız ve tuzu kuru insanlarız (!)
Sizin inanmadığınız kaç tanrı var?
Tüm bu “kötü” özelliklerimizin yanı sıra biz ateistler, sosyal azınlık olmanın ne demek olduğunu çok iyi biliriz. Yaşadığımız toplum, hatta bazılarımızın kendi ailesi bile bize bu hissi yaşatmayı fazlasıyla başarır. Bu bağlamda “nicelik değil nitelik önemlidir” yargısının doğruluğuna inanır; AZINLIK olmanın HAKSIZ olmakla aynı anlama gelmediğini biliriz. Nitekim tarihte insanlığa fayda sağlamış pek çok kişi, yeri geldiğinde tek başına mücadele ederek baskıcı zihniyetlere kafa tutmuş ve her şeye rağmen kendi doğrularının savunmuştur.
(!) Azınlık olduğumuza göre, tarihteki tüm azınlıklar gibi biz de haksız olmalıyız (!)
Bkz. Ateistler! Yalnız ve yanlış değilsiniz!
Biz ateistler her inancın doğaüstü olmadığını; insanların bu inançlardan çok daha önemli şeylere, örneğin gerçek dünyaya ait olan sevgi, emek, umut, özgürlük, sekülerizm, merak, vicdan, eşitlik, akılcılık, çevrecilik, aile, adalet gibi kavramlara da değer verip inanabileceğini biliriz. Bunların her türlü mistik inancın ve dogmanın üzerinde olduğuna İNANIRIZ.
(!) Demek ki biz ateistler hiçbir şeye inanmayan ve hiçbir değer tanımayan insanlarız (!)
Bkz. Richard Dawkins: Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı (Türkçe altyazılı)
Son olarak “umut” kavramı da önemlidir: yazıdaki ironiyi anlamış olmanız (!) ve seslerimizin kesilmemesi UMUDUYLA sözlerimi tamamlıyorum.
