1993 yılında çekilen Tribe Meets White Man adlı belgeselden derlenen video, Papua Yeni Gine’de yaşayan Toulambi kabilesinin ilk kez beyaz tenli bir türdeşiyle karşılaşmasını bize izletiyor. Kabile üyelerinin yüzlerindeki şaşkınlık, korku ve mutluluk ifadeleri, hayatlarında ilk kez gördükleri pirinci kaşık kullanarak tatmaları, modern bıçağı gözlemleyip kendi aletleriyle kıyaslamaları ve bunun gibi pek çok olaya tanıklık ediyoruz. Böylesine medeniyetten uzak da olsa kendi kurallarıyla, örgütlü dinlerden habersiz ve doğayla barış içinde yaşayan bu kabilelerin görüntüsü, kimilerimize bazı varoluşsal konuları sorgulatabilir.
Not: Birkaç yerde belgeselin sahte olduğuna ilişkin eleştiriler okumuş olabilirsiniz. İşin aslı şöyle: Öncelikle videodaki kabile sahte değil, ancak bazı video sitelerinde yanlış bir şekilde belgesel tarihi 1976 olarak verilmiş, ki kabilenin keşif tarihi bundan çok daha eskiye dayanıyor. Bir diğer eleştiri, belgeselin yapım tarihi olarak verilen 1993’ün, kabilenin ilk keşfediliş tarihi olarak lanse edilmesi. Bu anlamda da belgeseli çeken ve tanıtımını bu şekilde yapmış olan Jean-Pierre Dutilleux eleştiriliyor. Kabilenin, belgeselin çekiminden çok önce 3 kez başka etnologlar tarafından fotoğraflanmış olduğu söyleniyor (J. Mimica-1979, Pierre Lemonnier-1985 ve P. Bonnemère-1987). Avustralya arşivlerinde, Toulambi kabilesinin yaşam alanlarına ondan da önce (1929 yılında) keşif gezileri yapıldığı yazıyormuş. Ama bunlar bizim açımızdan çok da önemli değil. Önemli olan, Toulambi ve ona benzer pek çok ilkel kabilenin var olduğunu, bizlerin algıladığı şekildeki medeniyet kavramından uzakta yaşadıklarını ve kendilerine göre bir inanç sistemleri ve kültürleri olduğunu bilmemizdir.
Ormandaki hayaletler gibi…
Yüzyıllardır, Papua Yeni Gine’deki Owen Ranmge kabileleri, savaşlardan kaçınmak için dünyadan izole bir şekilde yaşamaktadır. Yoğun tropikal ormanların bulunduğu bölgede, her kabile, kendi kurulu bölgesinde yaşar. Bu sınırlı bölgenin dışına çıkmama kuralı, bazılarının modern dünyayla hiçbir iletişim kurmaksızın nasıl hayatta kaldıklarını açıklar.
Bazıları da köylerini terk ederek, çatışmalardan kaçınmak ve misyonerlerin ateşli din tanıtımlarından kaçmak için ormanın derinliklerine göç etmiştir.
Keşfedildiklerinde hemen hepsi sıtma hastalığına yakalanmıştı. Modern tıp, hastalığın ilerlemesini önledi. Onlar beyaz insanların var olduğuna bile inanmıyordu, ama inananlar için beyaz insan “yaşayan ölüler” anlamına geliyor olmalıydı.
Dış görünüşlerine çok dikkat eden Toulambi erkekleri, burunlarına tepeli deve kuşundan yapılmış nesneler ve boyunlarına da deniz kabuklarından yapılmış büyük kolyeler takarlar. Saçlarını ise cennet kuşu tüyleriyle süslerler. Tüm bunları çiftleşmek ve eşlerine güzel görünmek için yaparlar (bkz. Cinsel Seçilim).
Avcı ve toplayıcı bir hayat tarzı sürerler. Bütün kabile, avı kaçırmamak için muazzam bir sessizlik içinde hareket eder.Hayvanların göç izlerini tanırlar, en iyi balığın ne zaman olduğunu, besin olarak tükettikleri palmiye ağaçlarının, bambuların, meyve ve bitki köklerinin büyüme döngülerini bilirler. Her zaman hareket halindelerdir. Hayatlarının ritmi, ormanın ritmiyle uyumludur. Bu durum onlara sanatla, bilimle ve metafizik içerikli felsefelerle uğraşacak vakit bırakmaz.
Toulambi, yoğun olarak yabani tütün tüketir. Avrupalıların keşfettiği transatlantik kabileler, beyaz adamın kendilerine alkol verdiğini, kendilerinin de intikam olarak beyaz adama tütün verdiğini anlatır.

Toulambi, geçmişimize ait son şahitlerdir. Son kabile de bulunup Taş Devri’nden modern dünyaya taşındığı zaman, kendi hayatlarının efendisi ve özgür bireyler olan bu insanların batı dünyasının en alt tabakalarına yerleştirilmeleriyle, bizim de bir parçamız sonsuza kadar yitip gitmiş olacak.
Yazı kaynağı: http://www.jpdutilleux.com/collections/toulambi.html
Çeviri: felis agnosticus
.
Bir yanıt yazın