Kategori: Belgesel/Video çevirilerim

  • Sam Harris ve Richard Dawkins – Bilim ve Ahlak ilişkisi

    Kim demiş “Bilim, ahlak konusunda bir şey söyleyemez” diye?

      Richard Dawkins ve tanınmış ateistlerden Sam Harris’in, 2011 yılında Oxford Üniversitesi bünyesindeki Sheldonian Theatre’da gerçekleştirdiği bu söyleşide Harris, konu ahlak olduğunda bilime getirilen sınırlamanın geçerliliğini, zaman zaman Dawkins’ten de gelen soruları cevaplayarak tartışıyor. Bilimin ahlak konusunda sahip olduğu söz hakkını, ikna edici argümanlarla savunurken, aynı zamanda geçmişin, bugünün ve geleceğin ahlak anlayışlarını da ele alarak bunları nesnel ve bilimsel bir bakış açısıyla sorguluyor. Bir anlamda da The Moral Landscape isimli kitabının kısa bir özetini bizlere sunuyor. 
       Hume Yanılgısından (diğer adıyla ‘doğacılık yanılgısı’) Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sına, ‘herkes için olası en kötü ızdıraptan zihin okuma makinelerine kadar çok geniş bir yelpazede ütopya-karşı ütopya tartışmalarının da bulunduğu bu söyleşide Sam Harris, muhtemelen hepimizin aklını kurcalayan birçok soruya cevap arıyor.

    Bu sunumdan bir alıntı (Sam Harris) :

       “Nasıl fiziği Hristiyanlar keşfettiği için ‘Hristiyan fiziği’ veya cebiri Müslümanlar keşfettiği için ‘Müslüman cebiri’ diye bir kavram yoksa, ‘Hristiyan ve Müslüman ahlakı’ diye bir kavram da olmayacaktır. Keşfetmemiz gereken, insanlığın refahına ilişkin gerçek soruları yanıtlayan verilerdir. Bunu yaparken kullanmamız gereken tek aracın samimiyetle ve dürüstçe yapılan bilimsel araştırma olduğunu düşünüyorum. Ve eğer dinler, evrendeki herhangi bir konuda haklı çıkarsa, bu tamamen şans eseridir.”

       Sam Harris’in The Moral Landscape isimli kitabı şu anda çeviri aşamasında ve yakın zamanda Türkçe olarak kitapçılardan temin edilebilecek. 

     

    • Ayrıca bkz. Sam Harris: “Dinler neden günümüzde birer fosildir?” (video)

     

     

  • Dini Keşfetmek 22. Bölüm – Mutlak Ahlak ve Ahlaklı Olma Motivasyonu (2/2)

       Teistler, dayanak olarak alınacak mutlak (Tanrı’dan geldiğine inanılan) ahlak kuralları olmaması halinde herkesin her istediğini yapabileceğini ve sorumluluk duygusunun kaybolacağını iddia ederler. Bu argümanı desteklemek için de, pek çok kişiye göre “ahlaki olarak kötü işler yaptığı” açık olan Hitler gibi tarihi figürlere başvururlar. Ne var ki Hitler’in yaptığı korkunç işleri zaten “Tanrı’nın rızasıyla” ve “Tanrı’nın emirleri doğrultusunda” yaptığına inandığı gerçeğini gözardı ederler. Bu da bizi videoda anlatılan ve “mutlak ahlak” argümanını çürüten gerçekliğe götürür. Herkes kendi inancı doğrultusunda bir ahlak anlayışı geliştiriyorken; hattâ aynı dinin mensupları bile kendi inanç sistemlerindeki birçok ahlaki konuyu farklı biçimlerde yorumluyorken, “mutlak” veya “nesnel” bir ahlak kuralından gerçekten bahsedebilir miyiz? Madem ahlak kuralları dindarların (ve bu örnekte Hitler’in) iddia ettiği gibi değişmez ve mutlak (ne de olsa Tanrı’dan geliyorlar), o halde nesnel ahlakın birbirinden farklı bunca versiyonu nasıl olabiliyor? Ve eğer dünyada gerçekleşen olaylara bakış açımız böyle sabit kalacaksa, toplumsal ve kültürel değişimlerden etkilenmeyecekse, bilimsel verileri yok sayarak binlerce yıl öncesinin metinlerine tabi olacaksa, bu gerçekten iyi bir şey midir? İyi bir şey olmaması bir yana, böyle bir şey zaten mümkün müdür? İzleyeceğiniz videoda, bütün bu sorulara cevap aranıyor. Videoda Hitler’in konuşma ve yazılarından yapılan alıntılar aşağıdadır.  1. Bölümü izlemek için tıklayın

       “Bir kişi hem inançlı olup hem de bütün hayatına anlam ve amaç vermiş olan şeyi görmezden gelerek yaşayamaz. Eğer esasi bir emir olmasaydı, bu böyle olmazdı. Ve bize bu emri, dünyevi bir güç vermedi. Çünkü bu emri bize Tanrı, yani insanlarımızı yaratan Tanrımız verdi!”  -Adolf Hitler, Triumph of the Will (İradenin Zaferi) 

       “Uğruna savaşmamız gereken şey, ırkımızın var olmaya devam etmesi ve büyümesi, çocuklarımızın mevcudiyeti, âri ırkımızın saf kalması ve Anavatan’ın özgürlüğü ve bağımsızlığı için şart olan bir güvencedir. Böylece insanlarımız, onlara Yaratıcı tarafından verilmiş olan görevi yerine getirebilirler.”  – Adolf Hitler; Mein Kampf (Kavgam), 1. Bölüm – 8. Kısım 

       “Özetle, ırkların karışmasının sonuçları her zaman şöyle olur: (a) Üstün olan ırkın seviyesi düşer; (b) bedensel ve zihinsel bozulma başlar ve bu da yaşamsal özün yavaş ama sürekli bir şekilde kurumasına yol açar. Böylesi bir sürece sebep olan eylemler, Ebedi Yaratıcı’nın nezdinde günahtır. Günah olduğu için de intikamı alınacaktır.”  – Adolf Hitler, Mein Kampf (Kavgam), 1. Bölüm – 11. Kısım 

       “Önderliğimin, Her Şeye Gücü Yeten Yaratıcı’nın emirleri ile tam bir uyum içinde olduğuna inanıyorum.”  – Adolf Hitler, Mein Kampf (Kavgam), 1. Bölüm – 2. Kısım

        TÜM BÖLÜMLER:

        * Not: Bazı bölümlerin eksik olduğunu göreceksiniz. Onların çevirisini yapmadım, çünkü bunlar bizleri çok da ilgilendirmeyen, daha ziyade ABD ve Hristiyanlık çerçevesinde yapılan eleştirileri içeriyor. 

  • Dini Keşfetmek 22. Bölüm – Mutlak Ahlak ve Ahlaklı Olma Motivasyonu (1/2)

     

    2. bölümü izlemek için tıklayın. 

      Belli durumlarda dindarlar için Tanrı aksini emretmiş olsa da, doğru ile yanlışı birbirinden ayırdedebiliyor olmamız; ahlakın Tanrı’dan değil, kendi öznel mantığımızdan geldiğini gösterir. Seküler ahlak, yukarıdan geldiği düşünülen katı emirlere değil; doğru ve yanlışa dair kendi öznel yargılarımıza dayandığı için bilgilendiricidir. Videoda ayrıca That Mitchell and Web Look programından komik bir skeç de bulunuyor, izlemenizi öneririm. 

       Videoda bahsedilenlere benzeyen, yani Tanrı’ın emrettiğine inanıldığı halde hiç de ahlaklı sayılmayan ve kendi değer yargılarımızla çelişen, bu nedenle de en inançlı kişilerin bile yerine getirmeyeceği emirlere, Kuran’dan bazı örnekler aşağıdadır. Ayetlerin hepsi, çevirilerin sonradan (nedense?!) yumuşatıldığı Diyanet İşleri’nin yeni mealinden alınmıştır . Diyanet’in eski mealinde ve Abdülbaki Gölpınarlı gibi Arapça dili uzmanlarının çevirilerinde, ayetlerdeki ifadeler çok daha serttir. Bütün mealleri karşılaştırmak için şu siteyi ziyaret edebilirsiniz. 

    * Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. -Maide suresi; 38. ayet 

    * Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. –Bakara suresi; 191.ayet 

    * Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. –Tevbe suresi; 5.ayet 

    * Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. -Nisa suresi; 89.ayet 

    * Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. –Nisa suresi; 91.ayet 

    * Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz. –Yusuf suresi; 9.ayet 

    * Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır. –Mumtehine suresi; 1.ayet 

    * Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. Başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. –Nisa suresi; 34. ayet 

    * Eğer, yetim kızlar hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz cariyeler ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. –Nisa suresi; 3. ayet 

    * Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da sana helâl kıldık. Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. -Ahzab suresi; 50. ayet 

    * Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir (öldürülür). –Bakara suresi; 178. ayet 

    * Savaş esiri olarak sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı. Bunlar üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. –Nisa suresi; 24. ayet 

    * Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. –Tevbe suresi, 29. ayet 

    Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez. -Maide suresi; 38. ayet 

    * Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. Nur suresi; 2. ayet 

    TÜM BÖLÜMLER:

       * Not: Bazı bölümlerin eksik olduğunu göreceksiniz. Onların çevirisini yapmadım, çünkü bunlar bizleri çok da ilgilendirmeyen, daha çok ABD ve Hristiyanlık çerçevesinde yapılan eleştirileri içeriyor. 

  • Dini Keşfetmek 14. Bölüm – Mikroevrim ve Makroevrim

     

    MİKROEVRİM: Küçük çaplı, yani tek bir popülasyon içinde (bir türün kendi içinde) ve genellikle genlerde/proteinlerde gerçekleşen evrimsel değişimlerdir. Bu tip evrimsel değişimler çoğu zaman fiziksel özelliklere bakılarak gözlemlemlenemez, ama istisnalar elbette vardır. Bugüne dek doğada sayısız doğal seçilim olayı gözlemlenmiştir. Gözlemleyebildiğimiz mikroevrimin en güzel örneklerinden birisi, bakterilerin geliştirdiği antibiyotik direncidir. Buna ilişkin başka pek çok örnek verilebilecek olsa da, en güncel ve çarpıcı olanı Prof. Richard Lenski’nin E. coli bakterileri üzerinde yürüttüğü başarılı deneydirGünümüzde bizzat gözlemleyebildiğimiz mutasyonlarla ilgili bilgi almak için tıklayın.

    MAKROEVRİM: Uzun vadede meydana gelen ve fiziksel özelliklere yansıyan, gözle görülebilen evrimsel değişimlerdir. Bu aslında mikroevrimin devamıdır; diğer bir deyişle gen sıklıklarının popülasyon içerisinde mikro-değişimi, zaman dilimine daha geniş baktığımızda karşımıza makro-değişim olarak çıkar. Tek hücreli alglerin (su yosunları) çok hücreli mikroorganizmalara evrimi (videoyu izlemek için tıklayın), makroevrime bir örnektir. 

       Çeşitliliğin yeni bir türün oluşmasına yetecek kadar birikerek artmasına ise TÜRLEŞME denir. Bunun olması için, çok güçlü bir zorlayıcı etkinin çok uzun bir süre boyunca ortamda bulunması gerekir. Yeterli zaman tanındığı takdirde temel evrimsel mekanizmalar (yani 1. mutasyon  2. göç =gen akışı  3. genetik sürüklenme  4. doğal seçilim) büyük evrimsel değişimler yaratabilirler, ki canlılık tarihinin geçmişine dair bildiğimiz her şey zaten makroevrime yeterli sayıda ve çeşitte kanıtı sunmaktadır.  Ancak bu ayrımı sadece daha kolay anlaşılması için yapıyoruz. Özünde makroevrim ile mikroevrim birbirinden ayrı iki mekanizma değildir. Evrim dediğimiz süreç mikroevrim olarak işler; yani makroevrim de aslında birikimli mikroevrimdir.

     

    *Bu görsel EvrimiAnlamak sitesinden alınmıştır ve “evrimi gerçekten anlamak” için sonrasında bu siteye girip okumaya devam etmenizi tavsiye ederim.

       Evrim karşıtlarına göre ‘evrime şahit olmadığımız’ için ‘evrim diye bir şey yoktur’. Bunu söylerken bilimsel anlamda geçersiz bir argüman sunmuş olurlar (bizzat zamanda geriye gidip anlık olaylara şahit olmadan da bilimin ışığında var olduğunu bildiğimiz sayısız bilimsel gerçek var; en basiti nesli tükenmiş olan hayvanlar, elimizdeki onca fosil, dünyanın oluşumuna dair jeolojik ve arkeolojik kalıntılar, moleküler-genetik-embriyolojik kanıtlar vb). Kaldı ki yeni türlerin oluştuğunu gözlemleyemediğimizi söylemek için bazı canlıların varlığından (örneğin naylon yiyen bakteriler) bihaber olmak gerekiyor. 

       İnsanlar, biyoloji alanındaki çığır açıcı keşiflerle ortaya çıkan Mikrop Teorisi’nden itibaren başlayan aydınlanma sürecine kadar, hastalıkları Tanrı’nın bir cezalandırma yöntemi olarak görüyordu. Bu anlamda, 1928 yılında Penisilin’i bulan Alexander Fleming’i ve Darwin’in “Türlerin Kökeni”ni yayınladığı yıllarda mikroorganizmalar ile hastalıklar arasındaki ilişkiyi ilk kez yaptığı deneylerle ortaya koyan Louis Pasteur’ü de bir kez daha anmış oluyoruz. Son olarak aşağıda, belli antibiyotiklere tamamıyla direnç geliştirdiği halde toplam üreme uyumluluğunu kaybetmemiş olan bakterilere sadece birkaç örnek vermek istiyorum. Videoda seslendirilmeden gösterilen bu örnekleri, altyazıya ekleyemediğimden dolayı araştırmak isteyenler için yazıyorum: 

    – Vankomisin’e dirençli Staphylococcus aureus

    – Çok ilaca dirençli tüberküloz

    – Penisilin’e dirençli pnömoni – zatürre (pneumococcus)

    – Penisilin’e dirençli Enterococcus

    – Linezolid’e dirençli Enterococcus

    – Klindamisin’e dirençli C. difficile

    – Sülfonamid’e dirençli bakteriler

    TÜM BÖLÜMLER:

       * Not: Bazı bölümlerin eksik olduğunu göreceksiniz. Onların çevirisini yapmadım çünkü bunlar bizleri çok ilgilendirmeyen, daha çok ABD ve Hristiyanlık çerçevesinde yapılan eleştirileri içeriyor.

     

  • Dawkins: Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı (1. Bölüm)

     

        Ahlaklı olmak için dini günah kavramına ihtiyacımız var mı? Dinler bizi daha ahlaklı yapar mı? Günah kavramının insan hayatına etkisi nedir? Seks, dindarlık ve suçluluk arasındaki ilişki nedir? Ahlakın bilimsel kökenleri, hayvanların cinselliğe yönelik davranışları ve kuralları nelerdir? İğrenme duygumuz neden evrilmiştir ve sonuçları nelerdir? Eşcinsellere bakış açısında meydana gelen değişiklik neyin göstergesidir? Empati yeteneğimizin bilimsel temeli ve ahlak ile ilişkisi nedir? Hayatta kalmamızı sağlamak için evrimleşen yeteneklerimiz birbirileriyle nasıl bir ilişki içindedir ve bu bizi nasıl etkiler? İyilik insanın doğasında var mıdır ve eğer öyleyse, bunca kötülük nereden geliyor? Gittikçe daha ahlaklı hale geliyor muyuz?

       Richard Dawkins 3 bölümlük Sex, Death and The Meaning of Life (Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı) isimli 2012 yapımı belgesel serisinin Sin (Günah) başlıklı bu ilk bölümünde, bütün bu soruların bilimsel cevaplarını arıyor; bilimsel ve akılcı düşünce biçiminin, toplumumuzu nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. 

    * Altyazıları indirmek için tıklayın. 

     

      

     

  • Dini Keşfetmek 13. Bölüm – Evrimin Öngörü Gücü

       Bir koala ile insanın parmak izlerinin elektron mikroskobu altında bile birbirinden çok zor ayırdedildiğini biliyor muydunuz? Ya da canlıların kalbinin anatomik yapısı ve bu yapıdaki karmaşıklığın evrimsel süreçleri ile doğru orantılı olduğunu? Peki ya Darwin’in bir orkide türüyle* ilgili tahminlerinin ölümünden 21 yıl sonra doğrulandığını biliyor muydunuz?

       Canlı yaşamına ilişkin bunlara benzer ilginç gerçekleri, ancak evrim teorisinin ışığında anlayabilir ve daha da önemlisi, bu konularda tahminler yürüterek biyoloji alanında yeni keşifler yapabiliriz. Bilimsel bir gerçeklik olan evrim teorisi ile bir hurafeden ibaret olan Akıllı Tasarım’ın canlı yaşamına dair öngörülerinin kıyaslandığı videoda ikisi arasındaki bariz fark vurgulanıyor.

    * Darwin Orkidesi; Angraecum sesquipedale 

     TÜM BÖLÜMLER:

       * Not: Bazı bölümlerin eksik olduğunu göreceksiniz. Onların çevirisini yapmadım çünkü bunlar bizleri çok ilgilendirmeyen, daha çok ABD ve Hristiyanlık çerçevesinde yapılan eleştirileri içeriyor. 

  • Dawkins: Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı (3. Bölüm)

     

      1. bölümü izlemek için tıklayın

      2. bölümü izlemek için tıklayın  

       Richard Dawkins toplam 3 bölümlük Sex, Death and The Meaning of Life (Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı) isimli 2012 yapımı belgesel serisinin The Meaning of Life (Hayatın Anlamı) başlıklı bu üçüncü ve son bölümünde, tanrısız bir yaşamı seçenlerin hayatta aradığı anlamı nasıl ve nelerde bulabileceğini anlatıyor. Bu esnada kendisine sık sık yöneltilen, “Bir ateist, sabahları yataktan çıkmaya neden zahmet eder?” sorusunun cevabına dair farklı kişilerden farklı yanıtlar alıyor. Tolstoy, Graham Greene, Albert Camus gibi tanıdık isimlerin hayatta anlam bulma çabalarına yönelik arayışlarını irdeliyor; ayrıca ünlü ateist komedyen Ricky Gervais’la da keyifli bir sohbet yapıyor. Benim şahsen en beğendiğim kısım, ünlü fizikçi Leonard Mlodinow’un şansa, doğadaki (olmayan) örüntülere ve insanların şansa bakış açısına ilişkin görüşleri oldu (Mlodinov’u, Stephen Hawking ile birlikte yazdıkları The Grand Design [Büyük Tasarım] ve A Briefer History of Time [Zamanın Daha Kısa Bir Tarihi] isimli kitaplardan hatırlayacaksınız); özellikle bu kısımda anlatılan fare deneyinin çok çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Herkese iyi seyirler. 

    * Altyazıları indirmek için tıklayın.

      

  • İslam: Batının bilmesi gerekenler

       2006 yılında çekilen İslam: Batının Bilmesi Gerekenler [Islam: What The West Needs To Know] isimli bu belgeselde, İslam’ın özellikle savaş eğilimini tetikleyen cihad ve şehitlik kavramlarıyla bunlara bağlı olarak gelişen yayılımcı özellikleri inceleniyor; terörist eylemlerde İslam dininin oynadığı rol anlatılıyor. Belgeselde Kuran’dan ve hadislerden örnekler verilerek, güncel olduğu kadar daha uzak geçmişteki tarihsel olaylara da bu gözle bir bakış açısı sunuluyor. Belgesel daha çok Robert Spencer, Serge Trifkovic, Bat Ye’or, Abdullah Al-Araby ve Walid Shoebat’ın yorumlarından oluşuyor.

       Belgesel çok sayıda kanattan eleştiri ve övgü almış. İslami kesimden eleştiri alması da çok doğal, çünkü “barış dinini” Kur’an ayetleri, hadisler ve tarihi olayların ışığında sert bir şekilde eleştiriyor.

       Benim kişisel fikrim de bu yönde. Yani İslam’ın bütün diğer dinler gibi vahşeti, savaşı ve anti-hümanizmi tetikleyen yegane araçlardan birisi olduğunu düşünüyorum. Ancak belgeselde beni rahatsız eden belki de tek şey, din adına yapılan savaşlarda sadece İslam’ın suçlanmasıydı. Sanki diğer dinler çok masummuş ve İslami terör örgütleri Batı tarafından beslenip gürbüzleştirilmiyormuş gibi. Kısaca üç büyük dinlerin üçünde de bu savaşlar, bu anlamsız tartışmalar, mantıksızlıklar ve vahşet eylemleri görülmüştür. İslam’ın bu kadar ön planda olmasının tek sebebi, Orta Çağ reform hareketiyle Batı’nın din tehlikesini, Orta Çağ’ını şu anda yaşadığını düşündüğüm İslamiyet’e göre kısmen de olsa önceden halletmiş olmasıdır, ki onca yıl geçmesine rağmen bilim dışı argümanlarıyla sesi çıkan ve sitede de sık sık eleştirdiğim “yaratılışçı cephe” varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla çok daha cahil kalmış olan (sebep yine İslam’ın kendine has yapısı ve sosyoekonomik eşitisizliği güdüleyen kapitalizm elbette) ve rasyonel düşünceye ulaşmak için çok daha uzun bir yol katetmesi gereken İslam devletlerinin bulunduğu nokta şaşırtıcı değildir.

       Diğer yandan, belgeselde verilen referanslar ve dini metinlerden yapılan alıntılarda hiçbir veri hatası yok. Hadisler Ehl-i Sünnet tarafından en güvenilir hadis kitabı olarak kabul edilen Sahih-i Buhari’nin hadis kitabından alınmıştır. Yani kaynak ve veri anlamında belgesel gayet başarılı, bir tek bahsettiğim bu fazlasıyla tek taraflı tutum ve “işine gelmeyen kısmı görmek istememe” durumu söz konusu. 

      Bence belgeselin belki de en çarpıcı bölümü, YouTube kanalında 4. Bölüm olarak yayınlanan kısımdı. Burada cihad ve şehitlik kavramları ele alınıyor. Kendisinin de bir zamanlar Filistin Liberal Organizasyonu isimli İslami terör örgütünün üyesi olduğunu söyleyen Walid Shoebat, bombanın yapımından başlayarak bir mücahidin hangi duygusal ve fiziksel durumlardan geçtiğini, güvenlik güçlerinin mücahitlerin nasıl leyhinde “görev”lerini yaptıklarını ve nihayetinde “insan hayatı” kavramına bakışın ve vicdan denilen şeyin nasıl devreye girdiğini (veya girmediğini) anlatıyor. İşin ucunda, cennette en yüksek mertebelerden biri olan “şehitlik” olduğunda, insanların inançları uğruna nasıl yüzlerce cana kıydığını “acı ama gerçek” diye diye insanın gözüne sokan bir belgesel.

       Belgeselden alıntı olan şu cümleyi paylaşmak istiyorum: “Barışçıl ve ılımlı Müslüman vardır, ama barışçıl ve ılımlı İslam yoktur.”

       Her inanç ve görüşten insanın izlemesi gerektiğini düşündüğüm bir belgesel serisi bu. Belgeseli Türkçeye kazandıran Mavi Gözlüdev’e emekleri için teşekkür ediyorum.  

    Yayında olan bölümleri aşağıda verilmiştir:

     

  • Dawkins: The Enemies of Reason

       Türkçe ismiyle “Aklın Düşmanları” (2007), evrimsel  biyolog ve militan ateist Richard Dawkins’in sert ve haklı eleştirilerini içeren iki bölümlük bir yapım. İzlerken insanların akılsızlığına gülmekle ağlamak arasında kalacağınız ve çevirisini yapmaktan onur duyduğum bu muhteşem belgeseli sonuna kadar izleyip, anlatılanlardan ders çıkarmanız ve başkalarıyla paylaşmanız dileğiyle; bilime, kanıta ve akla saygıyla iyi seyirler dilerim. Altyazıları indirmek için tıklayın.    

    1. Bölüm: 

       Batıl İnançların Tutsağı Olmak (Slaves to Superstition):

       Astrolojiden psişik medyumlara ve falcılara, mistik New Age gurularından komplo teorilerine kadar, bilimsel gerçekleri yok sayan ve insanların gerçeklik algısını adeta çarpıtan, batıl inançların hükmettiği saçmalıklar diyarına yolculuk ediyoruz. Kanıtlara, verilere ve evrene dair bildiğimiz gerçeklerle çeliştiği halde, insanların bu tür yanılsamalara neden ve nasıl yöneliyor olabileceğine ilişkin zihin açıcı bir yolculuk bu.

    2. Bölüm:

       Mantıksız Sağlık Hizmeti (The Irrational Health Service):

       Alternatif tıbbın gerçek tıbba, yani aslında tek tıp türü olan bilimsel tıbba açtığı savaşa, çeşitli yaygın alternatif tıp yöntemlerinin akla ve mantığa uymayan, batıl inançlara dayalı tehlikeler diyarına yakından bakıyoruz. Bilime ve akla karşı açılmış olan bu savaşın, insan sağlığı açısından ciddi tehlike yaratacak boyuta varan sonuçlarına tanık olduğunuzda duyacağınız sıkıntıyı, çevrenizdeki insanları bu konularda bilgilendirerek bir nebze de olsa azaltabilirsiniz.

     

       “Doğrulanabilir kanıtları kişisel duyguların üzerinde tutmalıyız. Bunu yapmazsak, gerçekleri çarpıtanlara karşı savunmasız kalırız. Akıl bizi batıl inançlardan kurtardı ve bize asırlar süren bir ilerleme sağladı. Onu şimdi terk etmek, tehlikeyi getirir.
     —Richard Dawkins

     

    Şunlar da ilginizi çekebilir:

  • The Root of All Evil? – Richard Dawkins

       Richard Dawkins tarafından 2006 yılında hazırlanıp sunulan “Tüm Kötülüklerin Kaynağı?” (The Root of All Evil?), üç büyük dinin din görevlileri ve müritleriyle yapılan röportajlar eşliğinde dini inanç sistemlerinin iç yüzüne ışık tutuyor. Dinlerin sorgulanmadan kabul edilen tehlikeli dogmalar olduğunu belirten Dawkins, onların rasyonel düşünceye ve insan aklına yapılmış bir saygısızlık olduğunu düşünüyor. Dinlerin, gerçeklik duygusu ve bilime de engel teşkil ettiğini söyleyerek, insanlığın din veya Tanrı inancı olmadan çok daha iyi durumda olacağını savunuyor. Bu yorum farklı itirazlara konu olabilecek bir bakış açısı sergiliyor gibi görünse de, eleştirmeden veya yorumlamadan önce belgeseli izlemenizi tavsiye ederim. Dawkins’in ilk bölümle aynı ismi taşıyan “Tanrı Yanılgısı” kitabında da, belgeselde değinilen konuların çok daha ayrıntılı eleştirileri bulunuyor. Konuyla ilgilenenlerin bu kitabı okumasını tavsiye ederim. 

       Dawkins bu iki bölümlük belgesel serisinin 2. bölümünde, Nobel ödüllü fizikçi Steven Weinberg’in bir sözünü hatırlatıyor; bu yorum aslında belgeselin ana temasını da özetliyor: 

    “Din, insan erdemine bir hakarettir. Din olmadan iyi şeyler yapan iyi insanlar da vardır, kötü şeyler yapan kötü insanlar da. Fakat iyi insanların kötü şeyler yapması için, din gereklidir.”

    1. Bölüm: The God Delusion (Tanrı Yanılgısı) 

    2. Bölüm: The Virus of Faith (İnanç Virüsü)