Yazar: admin

  • Pastafaryanizm (Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi)

       Pastafaryanizm veya Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi (The Church of the Flying Spaghetti Monster; kısaca FSM), Akıllı Tasarımcıları eleştirmek için oluşturulmuş dahiyane parodi dinlerden biridir. Oregon Eyalet Üniversitesi fizik bölümü mezunu olan Bobby Henderson tarafından 2005’te kurulmuştur. Uçan Spagetti Canavarı bu dinin tanrısıdır. Bu dinin inananlarına Pastafaryan denir. Pastafaryanizm adı İtalyanca “pasta” (makarna) ve “rastafaryanizm” sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. 

    Tarihçe:

       FSM dininin kurulma amacı, ABD’nin Kansas eyaletinin eğitim kurulu tarafından eyalet okullarında evrim kuramına alternatif olarak Akıllı Tasarım konusunun müfredata alınması kararını protesto etmekti. Henderson, eğitim kuruluna gönderdiği bir açık mektupla Uçan Spagetti Canavarı adlı bir yaratıcıya olan inancından söz etti ve okullarda “Pastafaryan” yaratılış kuramının da okutulmasını istedi; bu suretle Akıllı Tasarım’ın öğretilmesine karşı reductio ad absurdum, yani “saçmalığa indirgeyen” bir sav öne sürmüş oldu. Uçan Spagetti Canavarına, yakın geçmişteki popülerliği ve basının yoğun ilgisi nedeniyle Richard Dawkins gibi ateistler tarafından Russell’in Çaydanlığı’nın çağdaş sürümü olarak bolca değinilmektedir.

       Bobby Henderson’un 7 Mayıs 2005 tarihinde Kansas Eğitim Kuruluna gönderdiği açık mektup: 

       Bu mektubu, alternatif Akıllı Tasarım teorisinin Evrim teorisi ile birlikte okutulup okutulmayacağına karar vermeye ilişkin bildirinizi okumam üzerine endişe ile yazıyorum. Bence hepimiz öğrencilerin birçok bakış açısından haberdar olması konusunda hemfikiriz, böylelikle  kendileri için en anlamlı teoriyi seçebileceklerdir. Buna rağmen öğrencilerin Akıllı Tasarımın sadece bir tek teorisini öğrenecek olmalarından endişeliyim.

       Hatırlayalım ki Akıllı Tasarımın birçok teorisi mevcuttur. Dünya çapında ben ve diğer birçok kişi, evrenin yüce bir uçan spagetti canavar (flying spagetti monster) tarafından yaratıldığına inanıyoruz. Gördüğümüz ve hissettiğimiz her şeyin yaratıcısı O’dur. Evrimsel süreçlere işaret eden güçlü bilimsel delillerin de, sadece rastlantı olduğuna inanıyoruz.

       Size bugün yazmamın sebebi, diğer iki teori ile birlikte bu alternatif teoriyi de okullarınızda okutmanızı resmi olarak rica etmektir. Aslında şunu söylemeliyim ki, eğer bunu yapmayı kabul etmezseniz, yasal işlemleri başlatmak zorunda kalacağız. Eminim ki ne söylemek istediğimizi anlamışsınızdır. Akıllı Tasarım teorisi bir inanç olarak değil de bilimsel bir teori olarak kabul edilecekse, bizim teorimizin de aynı kapsamda değerlendirilerek okullarda okutulmasına izin vermelisiniz.

       Teorimiz bazıları için inanması zor olabilir, bu nedenle size yardımcı olabilmek için inançlarımızın ayrıntılarına değineyim. Elimizde evrenin yüce Uçan Spagetti Canavarı tarafından yaratıldığına dair deliller var. Elbette hiçbirimiz onu göremiyoruz, fakat O’nun bize gönderdiği yazılı açıklamalar var. O’nun gücünü detaylıca açıklayan birkaç uzunca kitap serimiz var. Ayrıca bu inanışa sahip 10 milyonun üzerinde insanın olduğunu ve bunun giderek arttığını duymak sizi şaşırtabilir. Bazı insanlar inanışlarımızın gözlemlenebilir kanıtlarla doğrulanmamış olduğunu iddia ettiğinden ağzımızı sıkı tutma eğilimindeyiz. Bu insanların anlamadığı O’nun bu dünyayı, gerçekte olduğundan daha yaşlı olduğunu düşünmemiz için yaratmış olduğu. Örneğin, bir bilimci, insan yapımı nesne üzerinde karbon-14 testi yapabilir. Bu bilimci karbon-14 ün yaklaşık olarak %75’inin beta yayınımı ile azot-14’e dönüştüğünü görür ve karbon-14’ün yarı ömrü 5730 yıl olduğundan bu nesnenin hemen hemen 10000 yaşında olduğunu anlar. Fakat bilimcilerimizin farkına varmadığı şey, her ölçüm yapıldığında yüce Uçan Spagetti Canavarı’nın, o mübarek makarna uzuvlarıyla sonuçları değiştirdiğidir. O’nun bunu neden yaptığı ve bunun nasıl mümkün olduğunu detaylıca anlatan pek çok metnimiz var. Tabi ki O görünmezdir ve kolaylıkla maddenin içinden geçebilir.

       Eminim ki şimdi öğrencilerinize bu alternatif teorinin öğretilmesinin ne kadar önemli olduğunun farkına vardınız. Öğrencilerin, gözlemlenebilir delillerin yüce Uçan Spagetti Canavarı’nın insiyatifinde olduğunun farkına varmaları kesinlikle zorunludur. Dahası, bizim inanışlarımızı O’nun seçilmiş korsan kostümünü giymeden öğretmek saygısızlıktır. Mektubun çok uzadığını düşünerekten, bunun önemini yeterince vurgulayamıyorum ve malesef bunun neden yapılması gerektiğini detaylıca açıklayamıyorum. Kısa ve öz olarak: eğer bunu yapmazsak O sinirlenir.

       Küresel ısınmanın, depremlerin, kasırgaların ve diğer doğal afetlerin 1800’lerden beri azalmakta olan Korsan sayısının doğrudan bir etkisi olduğunu bilmek ilginizi çekebilir. İlginizi çeker diye, mektuba son 200 yıl boyunca, tahmini korsan sayısına karşı ortalama küresel sıcaklığı gösteren bir grafiği ekledim. Gördüğünüz üzere, küresel sıcaklık ile korsan sayısı arasında istatistiksel olarak belirgin olan bir ters orantı var.

       Sonuç olarak, görüşlerimize ve inanışlarımıza zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Umarım bu teorinin öğrencilerinize öğretilmesinin önemini anlatabildim. Tabiki de, gelecekte öğretmenleri bu alternatif teori için eğitmemiz mümkündür. Sabırsızlıkla yanıtınızı bekliyorum ve hiçbir hukuksal davanın gerekli olmayacağını umuyorum. Bence hepimiz bu üç teorinin ülkemiz çapındaki, hatta nihayetinde tüm dünyadaki tüm bilim sınıflarında eş zamanlı olarak verileceği zamanı sabırsızlıkla beklemeliyiz; 3’te 1 zaman Akıllı Tasarım için, 3’te 1 zaman yüce Havai Makarna Devciliği için ve 3’te 1 zaman da kuvvetli gözlemlenebilir delillere dayalı mantıksal varsayımlar için. 

       En içten dileklerimle,

       Bobby Henderson, ilgili vatandaş. 

       PS: O’nun bir dağı, ağaçları ve bir cüceyi yaratırken resmedilmiş sanatsal bir çizimini de bu mektuba ekledim. Unutmayın, hepimiz O’nun birer yaratısıyız.

    İnançlar:

       Henderson, dininin inançlarını Akıllı Tasarım destekçilerinin sıkça kullandığı savlara tepki olarak geliştirdi. Henderson’ın temel savları şunlardır:

    •  Evren, beraberinde bir dağ, ağaçlar ve bir cüce (resimde “cücük” yazıyor) ile birlikte, görünmeyen ve saptanamayan bir Uçan Spagetti Canavarı (USC) tarafından yaratılmıştır.
    •  Evrim hakkındaki bütün kanıtlar Uçan Spagetti Canavarı tarafından yerleştirilmiştir. USC, etraftaki şeyleri olduklarından daha yaşlı göstererek Pastafaryan’ların inançlarını sınamaktadır (ayrıca bakınız: Omfalos). “Örneğin, bir bilim insanı bir kalıntıya radyokarbon testi uygulasın. Kalıntıdaki Karbon-14’ün %75’inin elektron ışınımıyla Nitrojen-14’e dönüştüğünü görsün, ve bu kalıntının yaklaşık 11.000 yıllık olduğu sonucuna ulaşsın; zira karbon-14’ün yarıömrünün 5.730 yıl olduğu düşünülüyor. Ancak bilimcimizin gözden kaçırdığı şey, yaptığı her ölçümde Uçan Spagetti Canavarı’nın gelip Kutsal Makarna Kollarıyla onun bulduğu sonucu değiştiriyor olduğudur. Elimizde bunun nasıl mümkün olduğunu detaylarıyla anlatan ve O’nun bunu neden yaptığını söyleyen çok sayıda belge mevcuttur. O elbette ki görünmez olandır, normal cisimlerin içinden kolaylıkla geçebilendir.” 
    •  Pastafaryan inancındaki Cennet’te göze çarpan iki nokta vardır:

        a) Uçsuz bucaksız bira volkanlarıyla doludur.

        b) Bir striptizci fabrikası vardır. 

       Pastafaryan dininin metinlerine “Delifişek” denir. On Emir yerine ahlâkî açıdan daha zayıf olan 8 adet “Yapmazsanız Çok Memnun Olurum” öğesi içerir. 

       Duaların ve Delifişek’in belli bazı ayetlerinin vb. sonunda “RAmen” denir. Bu sözcük Musevilik’te, Hristiyanlık’ta ve İslam’da kullanılan “Amîn” (İngilizce: Amen) sözcüğü ile bir makarna çeşidi olan “ramen”in birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Her ne kadar geleneksel olarak büyük “R” ve “A” ile yazılsa da sadece büyük “R” ile yazılması da kabul edilebilir.

    Korsanlar ve Küresel Isınma:

       Pastafaryan inanç sistemine göre, korsanlar “mutlak kutsallıktaki varlıklar”dır ve gerçek Pastafaryanlardır. “Hırsız ve dışlanmış” kişiler oldukları izlenimi Orta Çağda Hıristiyan din alîmlerince yayılmış yanlış bilgilerin sonucudur. Pastafaryanizme göre onlar gerçekte “barışsever kâşifler ve iyiniyet elçileri”dir ve çocuklara şeker dağıtırlar (bkz: Kara Korsan; Pastafaryanların baş piskoposu/KaraKorsanizm). 

    Resim: 5 bin yıl önce dünyaya korsanlar hükmederken

    KÜRESEL ISINMAYA DUR DEYİN: KORSAN OLUN!

       Henderson korsanlarla ilgili görüşlerini Kansas Eğitim Kuruluna gönderdiği mektuba ekledi. “Küresel ısınmanın, depremlerin, tayfunların vb. karakıyımlarının nedeninin dünyadaki korsan sayısının 1800’lerden beri azalmakta oluşu olduğu”nu ileri sürdü. Mektuba eklediği bir çizelgede korsanların sayısı azaldıkça, küresel sıcaklığın yükseldiği görülüyordu; bu suretle istatistiksel olarak anlamlı görünen bir bağlaşımın illâ ki nedensel bir ilişkiyi belirtmediğini gösteriyordu. 

    Resim: Küresel Isınma/Korsan Sayısı arasındaki bağlantıyı gösteren grafik 

    Uçan Spagetti Canavarı’nın kutsal kitabı:

       Bobby Henderson Uçan Spagetti Canavarının Kutsal Kitabını yazması için Aralık 2005’te 80.000$ USD miktarında bir ödenek aldı. Henderson, kitabın satışından elde edeceği gelirle bir korsan gemisi yapmayı ve dünyayı dolaşarak kâfirleri Pastafaryan dinine geçirmeyi planladığını söyledi. Kitabın yayım tarihi 28 Mart 2006’dır. 

       Uçan Spagetti Canavarı’nın Kutsal Kitabı, İncil’in Pastafaryan dinindeki karşılığıdır. İncil’de yer alan Musa peygamber gibi kişiliklere karşılık, bir korsan olan Kaptan Mosey gibi kişilikler getirir. On Emir’e gönderme yapacak şekilde 8 tane “Eğer Yapmazsanız Çok Memnun Olurum maddesi içeren hicivsel bir metindir. Akıllı tasarım  girişimiyle dalga geçmek amacıyla kurulan Pastafaryanizmin bu kutsal kitabı, Altınkırkbeş yayınları tarafından 2010 yılında Türkçe’ye çevrilmiştir ve şaşırtıcı şekilde de hala toplatılmamıştır. Kitabı kafası çalışan, sorgulamayı seven ve dinlerin bağnazlığından sıkılan herkese şiddetle tavsiye ederim. Burada kısaca anlatılanların hepsi daha detaylı bir şekilde yayınlanan kitapta bulunmaktadır, evrim karşıtlarını ve yaratılışçı argümanları şahane bir taşlama üslubuyla eleştiren bu kitabı mutlaka edinin derim. 

     

    Resim: Nuh’un, dinozorları ve soyu tükenen diğer canlıları gemisine neden almadığı sorusuna tek mantıklı cevabı Pastafaryanizm verir. 

    Tarihçe ve gelişmeler:

       Uçan Spagetti Canavarı Kilisesinin ve adını aldığı tanrısının halka ilk sunuluşunun, Bobby Henderson’un FSM’yi ve Akıllı Tasarımın okullarda öğretilmesini konu alan açık mektubunu Kansas Eğitim Kuruluna gönderdiği 7 Mayıs 2005 tarihinde olduğu söylenebilir. Henderson mektubu ve ardından kurul üyelerinden gelen tepkileri kendi internet sitesinde yayımladı.

       Henderson’un kurula meydan okuyuşu duyuldukça internet sitesi ve sürdürdüğü savaşım ilgi uyandırdı ve destek topladı. Henderson’un savının hicivci ruhu, Uçan Spagetti Canavarını “blog”cular arasında olduğu kadar mizah internet kültürü sitelerinde gözdeleştirdi. Site ABD’deki Sensible Erection programında 17 Haziran 2005’te tanıtıldı. Ek olarak Boing Boing, Something Awful, Fark.com, Uncyclopedia gibi sitelerde de yer aldı. Uçan Spagetti Canavarı, Akıllı Tasarımın öğretilmesine karşı bir sembol haline dönüştükçe medya da konuyu işlemeye başladı.

       Ağustos 2005’te, okuyuculardan birinin tepkisi üzerine BoingBoing.net sitesi İsa’nın Uçan Spagetti Canavarının oğlu olmadığını deneysel olarak kanıtlayabilen ilk kişiye 250.000$ “akıllıca tasarlanmış nakit” ödül vereceğini açıkladı, daha sonra da ödülü 1.000.000 dolara çıkardı. Bu söz konusu yaratılışçı Ken Hovind’in bilimcilerce mantık yanlışlarıyla dolu olduğu söylenen söz konusuna gönderme yapmaktaydı (Ken Hovind evrenin ve yaşamın ortaya çıkışının açıklanmasında evrimin “mümkün olan tek yol” olduğunu kanıtlayana 250.000$ ödül verecekti). 

    Her yerde onun makarnavi uzantılarını ve suretlerini görmekteyiz!

        

    Popüler kültürde Uçan Spagetti Canavarı: 

       Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı adlı kitabındaki bazı görüşlerini anlatmak için The Colbert Report ve Talk of the Nation – Science Friday gibi (ABD’deki) bazı TV programlarında FSM’ye başvurdu. Dawkins’in South Park dizisindeki canlandırılmış karakteri de dizinin “Go God Go” bölümünde dine karşı bir sav kullanırken FSM’ye başvurdu. Playboy dergisinin Ocak 2006 sayısında Kansas Okul Kurulu’na gönderilen açık mektubun bir kısmı yayımlandı. 

    Resim: Uçan Spagetti Canavarı The IT Crowd, Futurama ve South Park gibi bazı televizyon programlarında yer aldı. Resimde Futurama’dan bir kare görülmektedir: 6. sezon/9. bölüm, “A Clockwork Origin”)

     

    Şunlar da ilginizi çekebilir:

  • Canlı moleküllerin cansız süreçlerle üremesi

       Canlıların yapısındaki maddelerin çok farklı olduğunun ve bu maddelerin cansız süreçler tarafından üretilemeyeceğinin düşünüldüğü dönemlerin üzerinden çok uzun yıllar geçti. Ünlü Miller-Urey deneyi, “tam bir başarıya ulaşarak” insanlığa canlıların yapısını oluşturan moleküllerin cansız süreçler sonucunda da üretilebildiği gerçeğini gösterdi. Fakat çok daha şaşırtıcı olan gerçek, uzay çağının başlamasıyla ortaya çıktı. 

       Canlıların karmaşık yapıları ve cansızlardan kolayca gözlenebilir farklılıkları, cansız maddenin canlı madde oluşturabilmesi gerçeğini anlamakta zorluk yaratır. Örneğin canlılar karmaşık yapıdaki organik moleküllerden, cansızlar ise inorganik moleküllerden oluşur. Ancak bu sadece bir genellemedir. Çünkü canlıların yapısında önemli miktarda inorganik madde ve cansızların yapısında da önemli miktarda organik madde bulunur. İşin gerçeği bu oranlar çoğu zaman o kadar değişkendir ki, yukarıdaki genellemeyi yapmak bile kimi zaman zordur. Örneğin bir insanın vücudunun yüzde 80’den fazlasını, su ve mineraller halindeki inorganik maddeler oluşturur. Dahası organik ve inorganik maddeler şeklinde sınıflandırılan her iki grup madde de aslında periyodik tabloda gösterilen az sayıda elementten oluşur. 

    Resimde kozmik ışınlar gösterilmiştir.             

     Yapıtaşları her yerde!  

       Canlıların yapısındaki maddelerin çok farklı olduğunun ve bu maddelerin cansız süreçler tarafından üretilemeyeceğinin düşünüldüğü dönemlerin üzerinden çok uzun yıllar geçti. Ülkemiz gibi bilim ve teknolojide geri kalmış ülkelerde, anlaşılmaz bir şekilde “başarısız bir canlı üretme çabası” olarak lanse edilen ünlü Miller-Urey deneyi, “tam bir başarıya ulaşarak” insanlığa canlıların yapısını oluşturan moleküllerin cansız süreçler sonucunda da üretilebildiği gerçeğini gösterdi. Fakat çok daha şaşırtıcı olan gerçek, uzay çağının başlamasıyla ortaya çıktı. Yine bizim gibi modern bilim ortamının uzağında kalan ülkelerde bilinmese de, uzaydaki pek çok gezegenin ve uydularının yüzeyinde ve hatta son derece küçük meteorit ve kuyrukluyıldızlarda bile önemli miktarlarda organik bileşik bulunmaktadır (örneğin Murchison meteoriti). 

    Resim: Murchison meteoriti

       Dahası uzaydaki pek çok bulutsunun içeriğinde de toplam kütlesi inanılmaz miktarlara ulaşacak şekilde organik bileşik bulunduğu tespit edilmiştir. Bu organik bileşikler içerisinde yeryüzünde yaşamı oluşturan bileşiklerin hemen her türü bulunurken, dünyada çok az veya hiç bulunmayan reaktif organik bileşikler de tespit edilmektedir. Bu reaktif organik bileşikleri daha karmaşık yapılı diğer moleküllerin abiyotik (cansız) süreçlerce oluşmasında son derece önemli bir rol oynarlar.

      Resim: Encedalus’tan Satürn manzarası 

         Bu çalışmalar son zamanlarda çok daha yüksek bir düzeye ulaşmıştır. Öyle ki uzayda yaşamla ilgili koşulların olamayacağı konusunda hemen herkesin hem fikir olduğu bölgelerinde bile yaşamın temel molekülleri ve bildiğimiz yaşam için gerekli olan bileşiklerin bulunduğu ortamlar gözlüyoruz. Sadece Mars gibi bir zamanlar ciddi miktarda su bulundurmuş olan gezegenlerden bahsetmekten öte, şu anda bu özellikleri bulunduran yerler var! Örneğin Satürn’ün uydusu Enceladus – 200 C’lik yüzey sıcaklığıyla sıvı suyun varlığı için pek de ciddi bir aday değildi, ancak Cassini uzay aracından alınan görüntüler daha başka bir hikaye anlatıyor. Uydunun güney kutbundaki gayzerlerden içinde organik maddeler bulunan su fışkırıyor ve uzaya yayılıyor.  Bir diğer örnek de yine Satürn’ün uydusu olan Titan’dan. Merkür gezegeninden bile büyük olan bu uyduda bulunan organik maddelerin toplam miktarı dünyanın tüm petrol rezervlerinden fazladır. Dünyadaki petrolün kaynağının canlılar olduğunu biliyoruz, ancak Titan’da en azından bildiğimiz anlamda yaşam yok. Tüm bunlardan açıkça ortaya çıkan sonuç, canlıların yapısını oluşturan bileşiklerin zannedildiği gibi özel olmayıp hem cansız süreçlerle üretilebildikleri hem de evrende tahminlerimizin çok ötesinde bir bollukta olduklarıdır. 

    Resim: Encedalus

       Günümüzde bu tür bileşikleri büyük miktarlarda üreten temel sürecin uzaydaki silikat tanecikleri üzerindeki soğuk hammaddenin (CO2, H2O, NH3, CH4, CO, N2 gibi) kozmik ışınların etkisiyle organik bileşiklere dönüşmesi olduğu bilinmektedir. Ayrıca Güneş Sistemi’nin oluşumu sırasında içerdiği hammaddeyi incelemek için bazı meteoritlerin üzerine yüksek hızlarla çarptırılan uzay araçlarının çıkardıkları maddelerin incelenmesi gibi inanılmaz deneyler de yapılmıştır. Bu sayede uzayın soğuğunda oluştukları günden beri adeta derin dondurucuda korunmuş durumdaki ilkin maddenin özellikleri ortaya çıkarılmıştır. Sonuç olarak bugün ulaştığımız noktada, bilgilerimiz gayet sağlamdır. 

    Resim: Titan 

     

       Kaynak: Okuduğunuz makale Şafak Mert‘e ait olup, Bilim ve Gelecek Kitaplığından yayımlanan “Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği” adlı kitaptan derlenmiştir. Şafak Mert, Hacettepe Üniversitesi Biyoloji Bölümü Yüksek Lisans öğrencisidir. Burada yayımladığım kısım makalenin sadece başlangıç bölümüdür. 

       Şunlar da ilginizi çekebilir:

  • Dini Keşfetmek 22. Bölüm – Mutlak Ahlak ve Ahlaklı Olma Motivasyonu (1/2)

     

    2. bölümü izlemek için tıklayın. 

      Belli durumlarda dindarlar için Tanrı aksini emretmiş olsa da, doğru ile yanlışı birbirinden ayırdedebiliyor olmamız; ahlakın Tanrı’dan değil, kendi öznel mantığımızdan geldiğini gösterir. Seküler ahlak, yukarıdan geldiği düşünülen katı emirlere değil; doğru ve yanlışa dair kendi öznel yargılarımıza dayandığı için bilgilendiricidir. Videoda ayrıca That Mitchell and Web Look programından komik bir skeç de bulunuyor, izlemenizi öneririm. 

       Videoda bahsedilenlere benzeyen, yani Tanrı’ın emrettiğine inanıldığı halde hiç de ahlaklı sayılmayan ve kendi değer yargılarımızla çelişen, bu nedenle de en inançlı kişilerin bile yerine getirmeyeceği emirlere, Kuran’dan bazı örnekler aşağıdadır. Ayetlerin hepsi, çevirilerin sonradan (nedense?!) yumuşatıldığı Diyanet İşleri’nin yeni mealinden alınmıştır . Diyanet’in eski mealinde ve Abdülbaki Gölpınarlı gibi Arapça dili uzmanlarının çevirilerinde, ayetlerdeki ifadeler çok daha serttir. Bütün mealleri karşılaştırmak için şu siteyi ziyaret edebilirsiniz. 

    * Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. -Maide suresi; 38. ayet 

    * Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. –Bakara suresi; 191.ayet 

    * Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. –Tevbe suresi; 5.ayet 

    * Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. -Nisa suresi; 89.ayet 

    * Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. –Nisa suresi; 91.ayet 

    * Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz. –Yusuf suresi; 9.ayet 

    * Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır. –Mumtehine suresi; 1.ayet 

    * Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. Başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. –Nisa suresi; 34. ayet 

    * Eğer, yetim kızlar hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz cariyeler ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. –Nisa suresi; 3. ayet 

    * Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da sana helâl kıldık. Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. -Ahzab suresi; 50. ayet 

    * Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir (öldürülür). –Bakara suresi; 178. ayet 

    * Savaş esiri olarak sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı. Bunlar üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. –Nisa suresi; 24. ayet 

    * Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. –Tevbe suresi, 29. ayet 

    Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez. -Maide suresi; 38. ayet 

    * Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. Nur suresi; 2. ayet 

    TÜM BÖLÜMLER:

       * Not: Bazı bölümlerin eksik olduğunu göreceksiniz. Onların çevirisini yapmadım, çünkü bunlar bizleri çok da ilgilendirmeyen, daha çok ABD ve Hristiyanlık çerçevesinde yapılan eleştirileri içeriyor. 

  • Düşünce ve inanç özgürlüğüne ilişkin Anayasa maddeleri

    VI. Din Ve Vicdan Hürriyeti

    Madde 24

    Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir.

    Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.

    Kimse, Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.

    VII.   Düşünce Ve Kanaat Hürriyeti

    Madde 25

    Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

    Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. 

    VIII.  Düşünceyi Açıklama Ve Yayma Hürriyeti

    Madde 26

    Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir. 

    IX. Bilim Ve Sanat Hürriyeti

    Madde 27

    Herkes, bilim ve sanatı serbestçe öğrenme ve öğretme, açıklama, yayma ve bu alanlarda her türlü araştırma hakkına sahiptir. 

     

  • Cygnus X-1 sistemindeki kara deliğin dünyaya uzaklığı

     

       Yazıya geçmeden önce, kara delikler hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.

       Kara delikler, çekim alanları her türlü maddi oluşumun ve ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlü olan, çok büyük kütleli kozmik cisimlerdir. Kara delik, “uzayda belirli nicelikteki maddenin bir noktaya toplanması ile meydana gelen bir nesnedir” de diyebiliriz. Bu tür nesneler ışık yaymadıklarından kara olarak nitelenirler. Kara deliklerin, “tekillik”leri dolayısıyla üç boyutlu olmadıkları, sıfır hacimli oldukları kabul edilir. Karadeliklerin içinde zamanın yavaş aktığı ya da hiç akmadığı tahmin edilmektedir. Kara delikler, Einstein’ın Genel Görelilik Teorisi sayesinde tanımlanmışlardır. Bilgilerimiz gösteriyor ki, süpernova patlamasından geriye kalan özek kütlesi yaklaşık 3 M’den büyükse, fizikte onun çökmesini durduracak, bilinen hiçbir kuvvet yoktur. Hacim gittikçe küçülür, yoğunluk artar ve sonunda öyle bir yarıçapa ulaşır; ışık dahil hiçbir madde artık bu cismin kütle çekimini yenip onu terk edemez. Bildiğimiz fizik yasaları bu yarıçapın içerisinde geçersizdir.

       Peki bir karadelik gerçekten varsa, onu doğrudan göremiyeceğimize göre onun varlığını gözlemlerle nasıl anlarız? Bunun belki de tek yolu, bir karadeliği olay ufku yakınındaki maddeyi yutarken yakalamaktır. Buna en iyi aday da X-ışını salan çift yıldızlardır. 

    Şekil 1: Cygnus X-1’de kara delik, kendisine eşlik eden mavi dev yıldız HDE 226868′ i içine çekerken resmedilmiştir. (Credit: Chandra X-Ray Gözlemevi, NASA) 

       Bilim insanları, çeşitli teleskopları kullanarak yaklaşık yarım asır önce Cygnus X-1 isimli ikili yıldız sistemini keşfetmiş ve burada X ışınları yayan bir kaynak olduğunu saptamıştı. Bu sistemin içinde bir kara delik ve bu kara deliğin yörüngesinde ona eşlik eden ve kara delik tarafından tüketilen bir mavi dev yıldız (HDE 226868) bulunuyordu. 1964’te keşfedilen Cygnus X-1, bir kara delik içerdiği bilinen ilk astrofizik cismidir. 

       Astronomlar bugüne kadar Cygnus X-1’i incelemek için Chandra dahil pek çok teleskop kullandı. Bugün, elde edilen bütün veriler bir araya getirilip bu kara deliğin spin hızı, kütlesi ve uzaklığı ilk kez bu kadar net olarak belirlendi. National Radio Gözlemevi’ne ait olan VLBA* (Very Long Baseline Array= Çok Geniş Tabanlı Dizge) adlı bir radyo teleskop ağını kullanan Reid ve ekibinin elde ettiği bilgilere göre kara deliğin Dünya’ya yaklaşık uzaklığı 6070 ışık yılı olarak belirlenmiştir. (Daha önceki ölçümlerde ancak 5800-7800 ışık yılı aralığı verilebiliyordu.)  VLBA ile elde edilen bu değer, bir kara deliği tanımlamaya yönelik en önemli verilerden birisidir.

       Harvard-Smithsonian Astrofizik Bölümü’nden Mark Reid; “Bir kara delikten hiçbir şey kurtulamadığı için, onun kütlesini, spin hızını ve elektrik yükünü bilmemiz, tanımını yapmamızı sağlar. Bu kara deliğin elektrik yükü sıfıra yakındır, dolayısıyla geriye sadece kütle ve spin hızı değerlerini bulmak kalıyordu. Bu yeni bilgi, kara deliğin doğumuna ve erken dönemlerdeki kütlesi ve spin hızına dair de güçlü ipuçları vermektedir. Cygnus X-1 Samanyolu’ndaki yıldız sistemlerinde bulunan en büyük kara deliklerden biridir.” diye belirtmişti.

       Çok daha detaylı bir veri olan bu yeni uzaklık ölçümü sayesinde bilim insanları, Chandra X-Ray Gözlemevi, Rossi X-Ray Timing Explorer ve Gelişmiş Kozmoloji ve Astrofizik Uydusu’nu kullanarak, Cygnus X-1’in kütlesinin Güneş’in 15 katına eşdeğer olduğunu ve spin hızının 800 dönüş/saniye olduğunu hesapladı. 

       2009 ve 2010 yılları arasında VLBA ile yapılan çalışmalarda ayrıca, Cygnus X-1’in galaksimizdeki hareketi de incelenmişti. Bilim insanarı bu verilerin ışığında, Cygnus X-1’in bir süpernova patlaması sonucu oluşamayacak kadar yavaş hareket ettiğini, çünkü böylesi bir patlamayla ortaya çıkan bir kara deliğin, başlangıçta kazanmış olduğu ilk “tekme”nin onu çok daha hızlı hareket ettirmesi gerekeceğini düşünüyor. “Elimizdeki bilgiler, bu kara deliğin süpernova patlamasıyla değil, başka bir yolla oluşmuş olduğunu düşünmemizi destekliyor.” diyor Reid.** 

    * 1993’te yapılan VLBA’nın yapısında 10 adet 25 metre çapında çanak bulunur ve bu çanaklar Hawai ile Karayipler’deki St. Croix arasında uzanır. 10 antenin her biri tek bir teleskop gibi görev yapar ve şu anda astronomide kullanılan en iyi çözünürlük gücüne sahiptir. Bu eşsiz yeteneği sayesinde yerkürenin tektonik hareketleri, meteoroloji araştırmaları, uzay aracı navigasyonları gibi pek çok başka alanda da kullanılmaktadır. VLBA yapılan güncellemeler ve yenilikler sayesinde artık 1993’te üretilmiş olan ilk haline göre 5000 kat daha güçlüdür.

    ** Reid, Orosz ve Lijun Gou, Astrophysical Journal Letters‘da Cygnus X-1 ile ilgili makaleyi yayımlayan başyazarlardır. 

    Online yayım tarihi: 17.11.2011 

    Kaynaklar: 

    1. http://chandra.harvard.edu/

    2. http://www.sciencedaily.com/releases/2011/11/111117144045.htm

    3. http://www.nrao.edu/pr/2011/cygx1/

    4. http://derman.science.ankara.edu.tr/kitap/54.1.html

  • Son Neandertal Ao

    Ao, le dernier Néandertal 

    Yönetmen: Jacques Malaterre (2010) 

    (IMDB)

       Yaklaşık 230 bin ile 30 bin yıl öncesinde yaşamış olan Homo (sapiens) neanderthalensis ile Homo sapiens türlerinin, genetik kanıtlara göre 80-50 bin yıl önce aynı ortamda yaşamış ve hatta çiftleşmiş oldukları düşünülmektedir. Bu filmde, bir Neandertal erkeği olan Ao’nun ve bir H. sapiens kadını olan Aki’nin yaşadığı kurgusal ilişki anlatılıyor.

       (Bu yazı SPOILER içermektedir.)

       Ao, kabilesiyle yaşayan ve yeni baba olmuş bir klan üyesidir. Bir gün kendi klanı başka bir yabanıl topluluk (bunların H. sapiens olduklarını anlıyoruz) tarafından katledilir; üstelik bebeği Nea da katledilenler arasındadır. Yalnız ve çaresiz kalan Ao, çocukken başka bir klana verilmiş olan kardeşi Oa’yı bulmak üzere yola çıkar. Bu esnada, başka bir H. sapiens kabilesi tarafından ele geçirilir, kampa getirildiğinde orada kendisi gibi tutsak durumda bulunan hamile bir H. sapiens kadınıyla tanışır: Aki.

       Ao bir yolunu bulup kurtulur; Aki de tüm bu kargaşadan nasiplenip kaçmayı başarır. Ao ve Aki, hedefleri çok farklı olsa da birlikte seyahat etmeye başlar. Ao kardeşini bulmak, Aki de kendi kabilesine dönüp bebeğini güven içinde doğurmak istemektedir. Bebeğin doğmasıyla (yarı oturur-yarı ayakta gerçekleşen bu doğum sahnesi, hastane koridorlarında beklenen gergin saatleri anlamsız kılacak kadar ilkel koşullarda gerçekleşir) Ao, Aki’nin bebeğini kendi (öldürülen) bebeği Nea ile özdeşleştirir. Aki, başından beri çirkin bulduğu bu garip görünümlü yaratıktan korkmakta ve tiksinmektedir. Farklı bir türe ait olan Ao’nun hareketlerine ve davranışlarına anlam veremediği açıktır. Ao bebeği annesinden habersizce alıp götürünce, Aki’nin endişeleri bir anlamda doğrulanır. Ama bir Neanderal olan Ao, herhangi bir canlıya kasten zarar verecek biri değildir; doğaya adeta tapan, yaşamın barındırdığı tüm güzelliklere hayranlık duyan, sempatik ve belki bizlerden çok daha vicdanlı bir insan türüdür.

         Birbirinden yine de kopamayan ikili –hatta artık üçlü– bir süre sonra birbirlerinin dilini öğrenmeyi ve az da olsa iletişim kurmayı başarır. Yeri gelir Ao, bebeği ve anneyi vahşi kabilenin saldırılarından korur; yeri gelir Aki, Ao’yu kendi klanında keşfedilmiş bitkilerden yaptığı karışımlarla iyileştirir, hem bebeğini hem Ao’yu sırtına alıp güvenli bir yere taşır. İkisi de farklı koşullar altında birbirinin hayatını kurtarır. Aki’nin sütü tükendiğinde, Ao’nun bulduğu anne atın memesinden süt içen bebek sahnesi oldukça etkileyiciydi mesela. Bu aşamada artık bir çift haline gelen ikili, anne–baba–çocuktan oluşan bir çekirdek aile olarak yolculuğuna devam eder.

       Filmde, Neandertal insanın bilinen özelliklerinin yanı sıra (ölülerini gömmek, soğuk ve sert şartlarda hayatta kalma yeteneği, ateşi ve silahları kullanma vb), kesin olarak bilinmeyen birtakım olası özellikleri de anlatılmış. Neandertal Ao’nun doğaya neredeyse bir panteist gibi yaklaşması, doğaya saygı duyması, hayvanlarla iletişim kurmaya çalışması, onların dilinden anlaması, öpüşmek yerine yalamayı tercih etmesi (bu davranış H. sapiens‘te de vardır), can almanın yanlış olduğunu düşünmesi vs, filme özgü daha kurgusal bir ortam yaratır. Bizim türümüz olan H. sapiens genellikle vahşi, acımasız ve vicdansız olarak canlandırılmış. H. sapiens‘lerin kendilerine has ayinleri, fiziksel açıdan onları daha da vahşi gösteren yüz, vücut ve saç boyaları, kurban edilen tutsakların iç organlarının sökülüp yenmesi gibi çeşitli gelenekler anlatılmış. 

       Son Neandertal Ao, diyalogların (haliyle) çok az olduğu, biraz belgesel havasında izlenmesi gereken yaratıcı ve düşündürücü bir film.

    Şunlar da ilginizi çekebilir:

    •  İnsanın evrimi ile ilgili daha fazla bilgi almak için tıklayın
    •  Neandertal insan hakkında kısa bir video izlemek için tıklayın 

     

     

  • Evrende bugüne kadar keşfedilen en büyük su kütlesi

        Su aslında her yerdedir. Astronotlardan oluşan ve her biri Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü’nde görevli bilim adamlarınca yönetilen iki ekip, evrende bugüne kadar keşfedilmiş olan en uzak ve en fazla miktarda su içeren su kaynağını keşfetti. Evrendeki en parlak ve kuvvetli cisimlerden biri olan bir  kuasarın içine, 30 milyar trilyon mil uzaklıktan bakarak, dünyadaki bütün okyanusların 140 trilyon katına eşdeğer miktarda su buharı buldular. Bu miktar, aynı zamanda güneşten de 100 bin kat daha yoğundur.

       Not: Kuasarlar, evrenin en uzak köşelerinde akıl almaz bir enerjiyle parlayan gökadalara verilen addır. Evrenin genç ve çalkantılı dönemindeyken oluştukları bilinmektedir. Merkezlerindeki dev karadeliklerin kütleçekim gücüne kapılan büyük miktarda maddenin ısınıp şiddetli ışınım yayması nedeniyle muazzam parlaklıklarını kazandıkları düşünülmekteydi. Bu nedenle de yaygın görüş, kuasarların gazca zengin dev gökadalarda ya da başkalarıyla çarpışıp hareketlenmiş gökadaların merkezlerinde bulundukları biçimindeydi. Ancak, dünyadan 10 milyar ışıkyılı uzaklıkta 10 kuasar üzerinde kızılötesi teleskopla yapılan gözlemler, ev sahibi gökadaların, küçük gökadalar olduğunu ortaya koydu.10^45 ile 10^48 erg/s aralığındaki enerji çıktıları ile en ışıtmalı etkin çekirdek gösterirler. (Kaynak: Wikipedia) 

    Resim: Sanatçı tarafından çizilen resimde, söz konusu suyun bulunduğu kuasar olan APM 08279+5255’e benzeyen bir kuasar gösterilmektedir. (Credit: NASA/ESA)  

      Kuasar çok uzak olduğu için ışığının dünyaya ulaşması 12 milyar yıl sürmüştür, yani 12 milyar ışık yılı uzaktadır. Dolayısıyla bulunan veriler de, evrenin henüz 1,6 milyar yıllık haline aittir. (1 ışık yılı, yaklaşık 6 trilyon mil). NASA’nın Jet Porpulsion Laboratuvarı’nda (JPL) çalışan bilim adamı Matt Bradford da Caltech’i ziyaret etmiş ve şöyle demiştir: 

      “Kuasarın etrafındaki ortam çok kendine özgüdür ve bu ortamda da böylesine fazla bir su üretilmektedir. Bu buluş suyun, evrenin ilk zamanlarında bile, evrenin her yerinde yaygın olarak bulunduğuna dair elde edilen kanıtlardan sadece biridir.”  Bradford, the Astrophysical Journal Letters  tarafından yayına kabul edilmiş olan kuasar bulgularını içeren çalışmaları yapan ekiplerden birini de yönetmiştir. 

       Kuasarlar, devasa kara delikler tarafından üretilen, çevresini bir disk şeklinde saran gaz ve toz kümesini emen devasa bir karadeliğe sahip gök cisimleridir. Kuasarın kara deliği, bu tüketiminin sonucunda diskin ortasından her iki yöne doğru müthiş bir enerji fışkırtır. Her iki ekipteki astronomlar da, APM 08279+5255 adı verilen belirli bir kuasarı inceledi. Bu kuasarın beslediği kara delik, güneşten 20 milyar kat daha yoğundur ve bin trilyon tane güneşin ürettiği enerjiye sahiptir. 

       Bilim adamları, evrenin erken dönemlerinde de su bulmayı bekledikleri için, suyun keşfi büyük bir şaşkınlık yaratmadı. Samanyolu Galaksisi’nde de su buharı bulunuyor ancak galaksimizdeki su kütlesinin çoğu buz halde bulunuyor. Samanyolu’ndaki suyun daha çok buz formunda olması nedeniyle, Samanyolu’ndaki su kütlesi, bu kuasarda bulunandan 4000 kat daha az yoğun.   

       Yine de, su buharı Kuazar’ın yapısıyla ilgili bilgi veren önemli bir işaretleyicidir. Bu Kuazar’daki su buharı, kara deliğin yüzlerce ışık yılı genişliğindeki çevresinde bulunuyor. Suyun varlığı da, gazın beklenmedik şekilde ılık ve yoğun olduğuna işaret ediyor. Gaz her ne kadar soğuk (-53 °C) ve de dünyanın atmosferinden 300 trilyon kat daha az yoğun olsa da, yine de Samanyolu gibi galaksilerde alışkın olduğumuz değerlerden 5 kat daha sıcak ve 10 ila 100 kat daha yoğun. 

       Su buharı, kuasarları çevreleyen pek çok gazdan sadece birisidir. Su buharının varlığı, kuasarın, gazı X ışınları ve kızıl-ötesi radyasyonuyla yıkadığını gösterir.  Radyasyonla su buharının etkileşimi, gazın özelliklerini ve kuasarın bu özellikleri nasıl etkilediğini belirler. Örneğin su buharını inceleyerek, radyasyonun gazın geri kalanını nasıl ısıttığını anlayabiliriz. Dahası, su buharının ve Karbon monoksit gibi diğer moleküllerin ölçümleri, kuasarın şimdiki halinin 6 katı büyüklüğe erişmesi için gerekli olan gaz miktarına da sahip olduğunu düşündürür. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bilinmiyor çünkü gazın bir kısmı yoğunlaşarak yıldızlara karışabilir ya da kuasardan dışarı atılabilir. 

       Bradford’un ekibi çalışmalarına 2008 yılında, Caltech Submillimeter Observatory (CSO)’de bulunan Z-Spec isimli cihazı kullanarak başlamış. Z-Spec, Hawai’deki Mauna Kea dağının zirvesine yakın bir noktada bulunan 10 metrelik bir teleskoptur. Çok hassas bir spektograftır, çalışması için +0,06 °C sıcaklık gereklidir. Cihaz ışığı ölçmek için, milimetre bantı denilen bir elektromanyetik spektrum kullanır. Bu spektrum, kızıl ötesi ile mikrodalga boyları arasındaki aralıkta yer alır. Araştırmacıların suyu keşfedebilmesinin sebebi, Z-Spec’in bu dalga boylarında çalışan diğer spektrometrelerden 10 kat daha büyük bir aralığı kapsamasıdır.  Astronomlar buluşun ardından, Combined Array for Research in Millimeter-Wave Astronomy (CARMA) adlı aletle de ileri araştırmalar yaptılar. 

       Bu buluş, milimetre ve submilimetre aralıklarında gözlem yapmanın önemini ortaya koymuştur. Bu çalışma alanı, son 20-30 yıl içerisinde çok gelişmiştir. Bilim adamları, bu alanın daha da gelişmesi için, Şili’ye yerleştirilecek olan CCAT adındaki 25 metrelik bir teleskobun yapım çalışmalarını başlatmış durumda. CCAT bize aynı zamanda en eski galaksileri keşfetme imkanı da sağlayacak. Suyun ve diğer önemli işaretleyici gazların miktarının ölçülmesiyle, bu çok eski galaksilerin yapısını ve içeriğini de inceleme şansı bulacaklar.

       Caltech’de kıdemli fizikçi olarak görev yapan ve CSO’nun vekaleten yöneticisi olan Dariusz Lis önderliğindeki ikinci grup ise, suyu bulmak için Alpler’de bulunan Plateau de Bure Interferometresini kullandı. 2010 yılında Lis’in ekibi, APM 08279+5255’nin spektrumunda hidrojen florür ararken, tesadüfen kuasarın spektrumunda suya işaret eden bir sinyal buldu. Bu sinyalin frekansı, suyun yüksek enerjili bir durumdan daha düşük enerjili bir duruma geçerken ortaya çıkardığı radyasyon salınımının frekansına denk geliyordu.  Lis’in ekibi tek bir frekansta sadece bir sinyal bulmuşken, Z-Spec ‘in sağladığı geniş dalga boyu ile araştırmalarını yapan Bradford’un ekibi, pek çok farklı frekans içeren su yayılımı keşfetti. Bu birden çok sayıdaki su dönüşümlerinin bulunmasıyla Bradford’un ekibi, kuasar gazının özelliklerini ve suyun yoğunluğunu belirlediler.

     

    Haber Kaynağı: Yukarıdaki makale, Kaliforniya Teknoloji Enstitüsü tarafından sağlanan bilgilerin ışığında, Science Daily ekibi tarafından hazırlanarak 22 Temmuz 2011’de yayınlanmıştır. (Kaynak makale

    Çeviren: felis agnosticus

     

     

  • Tek hücreli ortak ataya dair bir fosil kanıtı daha geldi

       Gezegenimizin uzak geçmişinde çok hücreli canlıların görülmeye başlanmasından hemen önceki tarihlere denk gelen zaman dilimine tarihlenen bir kayadan elde edilen fosiller, hayvanların tek hücreli atasal formlardan evrildiğine dair kanıt teşkil ediyor. Bristol Üniversitesi, İsviçre Doğa Tarihi Müzesi, Paul Scherrer Ensititüsü ve Çin Jeoloji Bilimler Akademisi’nde çalışan araştırmacılar, Çin’in güneyinde bu fosilleri barındıran 570 milyon yıllık kayaları keşfetti. 

       Ön bilgi: Tüm canlılık tek hücreli ortak bir atasal canlı türünden evrildi ve bu tek hücreli canlılar, Dünya tarihinin çeşitli dönemlerinde daha büyük ve çok hücreli formlara dönüşürken birbirleriyle ortak kaderi paylaştı. Bunun sonucunda muazzam bir hayvan çeşitliliği ortaya çıktı. Ancak bu temel atasal formların fosillerinin sayısı, diğer canlılara kıyasla daha azdır. 542-488 milyon yıl öncesine denk gelen Kambriyen Patlaması, canlı çeşitliğinin bir anda arttığı dönem olarak bilinir. Çin’de bulunan fosillerin bu tarihten çok daha eskiye (570 milyon yıl öncesine), 635-542 milyon yıl aralığındaki Ediakara dönemine dayanıyor olması da buluşun bir diğer önemli noktası. Bu döneme ait fosillerin bulunmadığını iddia eden evrim karşıtları için bir kötü haber daha yani.

       Ediakara dönemi, Kambriyen öncesindeki Proterozoik devir içinde yer alan ve çok hücreli basit yaşam formlarının yeryüzüne yayılmaya başladığı dönemdir. Bu zaman diliminde, canlılar henüz sert kabuklar geliştirmediği için, bunların korunmuş fosillerine rastlamak zordur. Elbette buna rağmen, bu döneme ait pek çok fosile de sahibiz. Tarihlendirme yapılmış ve bu döneme ait olan 100’den fazla cins tanımlanmıştır. Burada, ilk yumuşak dokulu çok hücreli hayvanlara ait fosiller bulunur. Süngerler ve deniz anaları gibi bazı tanıdık şubelerin üyelerinin yanı sıra, bilinen hiçbir şubeyle ilgisi olmayan hayvanlar da vardır. Bunlardan bazıları: Arkarua, Tribrachidium, Cyclomedusa, Kimberella, Charnia, Dickinsonia, Ediacaria, Marywadea, Onega, Pteridinium ve Yorgia vs. Bu ön bilgiyi verdikten sonra makaleye dönebiliriz. 

     

    Çin’de bulunan fosiller, hayvanların tek hücreli canlılarla başlayan evrimsel kökenine ışık tutuyor 

    İşte bu hafta Science‘ta yayımlanan makalede anlatılan fosiller, bu nadir örneklerden biri. Bu fosillerde, amip benzeri bir canlının bölünerek eşeysiz hücrelere dönüşüp önce 2, daha sonra da 4, 8, 16, 32…vs sayıda hücre oluşturma süreci gözlemleniyor. Bu bölünmenin sonucunda, yüzlerce ve hatta binlerce spor benzeri hücre oluşuyor ve bu hücreler de döngüyü yeniden başlatmak üzere doğaya salınıyor. Bulunan fosillerde gözlemlenen hücre bölünmesi kalıbı, insan da dahil tüm hayvanlardaki embriyolojik aşamalara öylesine benzer ki, bugüne kadar bunların ilk hayvanların embriyoları olduğu düşünülmekteydi. 

       Bilim insanları İsviçre’deki Swiss Light Source’da, bu mikroskobik fosilleri yüksek enerjili X ışını altında inceledi ve koruyucu kist duvarlarının içerisindeki hücrelerin düzenini ortaya çıkardı. Bu hücreler, yapışkan ve yumuşak yapılı oldukları için normalde kolay kolay fosilleşmez, ama şans eseri fosfatça zengin çökeltilerin içerisinde gömülü kalmaları, hücre duvarlarının doygun hale gelip taşlaşmasına ve günümüze kadar korunabilmesine sebep olmuştur. Çalışmanın başyazarı Therese Huldtgren, “Bu fosiller öyle muhteşem ki, hücre çekirdekleri bile korunmuş durumda.” dedi. 

       Makalenin ortak yazarı Dr. John Cunningham çalışmayı şöyle özetledi: “X ışını kaynağı olarak senkrotron isimli bir parçacık hızlandırıcısı kullandık. Bu sayede fosilin mükemmel bir bilgisayar örneğini oluşturabildik ve böylece gerçek fosile hiçbir zarar vermeden onu istediğimiz gibi kesip biçebildik. Böyle bir fosili başka türlü incelememiz mümkün olmazdı.” 

     

    X ışını mikroskobisinden ortaya çıkan sonuç:

       Bu fosiller, çok hücreli canlı embriyolarında olmayan özellikler içermektedir. Yani fosiller ne hayvanlara, ne de onların embriyolarına aittir, bu fosiller bütün hayvanların atası olan tek hücreli canlıların üreme sporlarıdır. Prof. Philip Donoghue; “Bulduğumuz sonuçlar bizi çok şaşırttı. Çok uzun zamandır bu fosillerin ilk hayvanların embriyoları olduğunu düşünüyorduk. Bu durumda bu fosiller hakkında son 10 yılda yazılanların çoğu hatalı oluyor, bu sonuçlar meslektaşlarımızın pek hoşuna gitmeyecek.” diye konuştu. Prof. Stefan Bengtson, “Bu fosiller, hayvanların hücrelerden nasıl gelişip büyüdüğüne dair fikirlerimizi yeniden düşünmemize sebep olacak.” dedi.

    Resim: 570 milyon yıllık çok hücreli bir spor gövdesinin, vejetatif çekirdek ve hücre bölünmesi geçirdiğini görüyoruz. Arka planda kayanın enine kesitinde görülen her tane (çapı 1mm), taşlaştığı sırada hücre bölünmesi geçirmekte olan yumuşak hücrelerden meydana gelmiştir. Bu tür fosillerin yıllarca bu şekilde korunması çok zor olduğu için çok istisnai ve az rastlanan türde bir fosildir. (Credit: Bristol Üniversitesi)

     

    Makale Kaynağı

    1. Therese Huldtgren, John A. Cunningham, Chongyu Yin, Marco Stampanoni, Federica Marone, Philip C. J. Donoghue, Stefan Bengtson. Fossilized Nuclei and Germination Structures Identify Ediacaran “Animal Embryos” as Encysting ProtistsScience, 23 December 2011: Vol. 334 no. 6063 pp. 1696-1699 DOI:10.1126/science.1209537

       Bu yazıdaki çeviri içeren kısımlar, Bristol Üniversitesinden sağlanan bilgilerin ışığında yazılmış ve 22.12.2011 tarihinde yayımlanmıştır.

    Diğer kaynaklar: 

     Şu yazılar da ilginizi çekebilir:

     

     

  • Hayat Otobanı

       Bu videoda, 4,6 milyar yıl önce Dünya’nın oluşumundan itibaren canlılığın ortaya çıkışı ve türlerin evrimsel süreçte oluşumu anlatılıyor. Hayat Otobanı (Highway of Life) ismiyle Cassiopeia Project tarafından hazırlanan bu bölüm, Evrim Gerçekleri olarak çevirip yayınladığım serinin devamı niteliğinde. Arkebakterilerden süngerlere, ilk balıklardan plasentalı canlılara ve memelilere giden uzun yolda, kendi kökenimize ve atalarımıza çok özet olarak hızlandırılmış görsel bir animasyonla göz atma fırsatı buluyoruz.

       Altyazıları indirmek için tıklayın.

      

    • Facts of Evolution (Evrim Gerçekleri) serisini izlemek için tıklayın
    • Mechanisms of Evolution (Evrim Mekanizmaları) izlemek için tıklayın
  • Evrim Teorisi ile ilgili kitap ve dergiler

       Evrimi bir bilim insanı kadar olmasa da bilimsel bir bakış açısıyla kavrayabilmek kuşkusuz biraz emek gerektiriyor. Modern yaşantılarımızın getirdiği envaieşit sorunla cebelleşirken, temel biyoloji bilgilerimizi tazelemeye veya yeni bilgi akışını yakalamaya çoğu zaman fırsat bulamayabiliyoruz. Bu durumda bilgi açığımızı kapatmak için, kitap okumak yerine internette karşımıza çıkan kısa videoları izlemeyi tercih edebiliyoruz. Bazen de, internet çağının yarattığı muazzam bilgi akışının içinde yolumuzu şaşırıp kayboluyoruz. Evrimi veya herhangi bir bilimsel kavramı SADECE internetten alınan bilgilerle öğrenmeye çalışmak, kafa karışıklığına ve temelsiz bilgi çöplüğüne yol açar. Bu da insanları, hurafecilerin veya kendilerini “uzman” olarak tanıtıp verileri çarpıtanların tuzaklarına dan kaçınmak her zaman kolay olmayabilir. Alanın uzmanları tarafından yazılıp yayımlanmış kitaplar bu noktada imdada yetişir ve yolumuzu aydınlatarak bize rehberlik eder.

       Aşağıda, evrim ve evrimle bağlantılı konular üzerine okuyabileceğiniz Türkçe kitapların bir listesi verilmiştir. Bunlardan bazısı, baskısı tükenmiş olan veya çok zor bulunan kitaplar. Özellikle evrim konusunda ciddi bir bilim sansürünün uygulanmakta olduğu ülkemizde, bilgiye ulaşmanın zorluğunu yaşayacak olan herkese bol şans ve keyifli okumalar diliyorum. 

     

    1. Türlerin Kökeni (Doğal Seçilim veya Ayrıcalıklı Irkların Korunması Yoluyla), Charles Darwin – Alfa Yayıncılık 2017 (yeni çeviri)                                                         

    2. İnsanın Türeyişi, Charles Darwin – Alfa Yayıncılık 2019 (yeni çeviri) 

    3. Cinsel Seçilim, Charles Darwin – Alfa Yayıncılık 2020 (yeni çeviri) 

    4. Neredeyse Bir Balina, Steve Jones – Evrensel  

    5. Kör Saatçi, Richard Dawkins – Tübitak Yayınları 

    6. Ataların Hikayesi, Richard Dawkins – Hil Yayınları 

    7. Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak, Richard Dawkins – Kuzey Yayınları (bilgi almak için tıklayın)

    8. Bir Şeytanın Papazı, Richard Dawkins – Kuzey Yayınları 

    9. Yeryüzündeki En Büyük Gösteri, Richard Dawkins – Kuzey Yayınları (bilgi almak için tıklayın) 

    10. Gen Bencildir, Richard Dawkins – Tübitak (bilgi almak için tıklayın)

    11. Evrim Kuramı (Richard Dawkins’in önsözüyle), John Maynard Smith – Evrim Yayınevi 

    12. Dünü ve Bugünüyle Evrim Teorisi, Kolektif – Evrensel Yayınları 

    13. Harun Yahya Safsatası ve Evrim Gerçeği, Bilim ve Gelecek Yayınları (bilgi almak için tıklayın)

    14. Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Cemal Yıldırım – Evrim Yayınları  

    15. Evrim, Douglas J. Futuyma – Palme Yayınları 

    16. Biyoloji, Campbell ReecePalme (Türkçe), Pearson (İngilizce) Yayınları 

    17. Kalıtım ve Evrim, Ali Demirsoy – Meteksan 

    18. Evrim, Bilim ve Eğitim, Üniversite Konseyleri, Nazım Kitaplığı

    19. Bilim ve Yaratılışçılık, Amerikan Ulusal Bilimler Akademisi Görüşü – Türkiye Bilimler Akademisi (TÜBA)

    20. Büyük Çekişmeler, Hall Hellman,Tübitak

    21. Dünden Bugüne İnsan, Metin Özbek, İmge

    22. Yaşamın Kökeni, Osman Gürel , Pan yay.

    23. Evrimin Öyküsü, Dr. Vural Yiğit, Evrim yay.

    24. Evrim Kuramı Üzerine Sorular, Charles Devillers, Henri Tintant – İletişim yay.

    25. Evren ve Evrim, Cihan Türkoğlu – Doruk yay.

    26. Canın Oluşumu, Cihan Türkoğlu – Doruk yay.

    27. Yaşam Nedir? Erwin Schrödinger – Evrim yay.

    28. Biyoloji Felsefesi, Elliott Sober, İmge

    29. Biyolojide Diyalektik Yöntem, İ.T. Frolov – Toplumsal Dönüşüm Yayınları

    30. EVRİM, Linda Gamlin – Tübitak 31. Modern İnsanın Kökeni, Roger Lewin – Tübitak

    32. ORTAK YAŞAM GEZEGENİ; Evrime yeni bir bakış, Lynn Margulis – Varlık/Bilim yay.

    33. Genlerimizle Yaşamak, Dean Hamer, Peter Copeland – Evrim yay.

    34. Yaşam, Evrim ve Biz, Tamer Kaya – Alfa Yayınları

    35. Olağandışı Yaşamlar, James L. Gould, Carol Grant Gould – Tübitak

    36. GENOM: Bir Türün 23 Bölümlük Otobiyografisi, Matt Ridley – Boğaziçi Üniversitesi Yay.

    37. Genlerin Bilgeliği, Evrimde yeni Patikalar, Cristopher Wills – İzdüşüm yay.

    38. Canlıların Diyalektiği ve Yeni Evrim Teorisi, M. Yılmaz Öner – Belge yay.

    39. İnsanın Yükselişi Türümüzün Biyolojik ve Kültürel Evrimine Renkli Bir Bakış, Jacob Bronowski – Say yay.

    40. Evrim Adamı, Roy Lewis – Dost yay.

    41. Darwin ve Evrimin Bilmi, Yapı Kredi Yayınları (kitapçık)

    42. Biyoloji Budur, Ernst Mayr – Tübitak Yayınları

    43. Son İmparatora Öğütler, Ali Demirsoy – Meteksan

    44. Evrim: Bir Fikrin Zaferi, Carl Zimmer, Alfa Yayıncılık 

    46. Yaşamın Tüm Çeşitliliği (İlerleme Mitosu), Stephen Jay Gould – Versus yayınları 

    48. İkili Sarmal: DNA yapı çözümünün öyküsü, James D. Watson – Tübitak

    49. Üçlü Sarmal: Gen organizma ve çevre, Richard Lewontin – Tübitak

    50. Bilim Felsefesi, Cemal Yıldırım – Remzi Kitapevi

    51. Bilimsel Felsefenin ışığında, Yaman Örs – İmge Yayınları

    52.  İçimizdeki Balık: İnsan Vücudunun 3,5 Milyar Yıllık Tarihine Seyahat, Neil Shubin – NTV Yayınları (bilgi almak için tıklayın)
    53. ANTROPLOJİ, İnsan çeşitliliğine bir bakış, 
    Conrad Phillip Kottak, Ütopya

    54. Atalarımızın Gölgesinde, Carl Sagan & Ann Druyan, Say Yayınları

    55. Tüfek, Mikrop Çelik, Jared Diamond – Tübitak

    56. Evrim Serüveni, Sedat Ölçer, Metis Yayınları

    58. İnsan Nasıl İnsan Oldu, E. Segal, M. İlin – Say yayınları

    59. Darwin Devrimi: Evrim, Cogito, Yapı Kredi Yayınları

    60. Davranışlarımızın Kökeni, Serol Teber – Say yay.

    61. 50 SORUDA… kitap dizisinden  –  Bilim ve Gelecek yayınları
    50 Soruda İnsanın Tarih Öncesi Evrimi – Prof. Dr. Metin Özbek
    50 Soruda Yerin Evrimi – Prof Dr. Mehmet Sakınç
    50 Soruda Darwin ve Evrim Kuramı – Prof. Dr. Haluk Ertan
    50 Soruda Bilim ve Bilimsel Yöntem – Alaeddin Şenel editörlüğünde
    50 Soruda Evren – Çağlar Sunay
    50 Soruda Yaşamın Tarihi – Dr. Deniz Şahin
    50 Soruda Arkeoloji – Prof. Dr. Mehmet Özdoğan

    62. Ölümün ve Yaşlanmanın Evrimi, Ali Demirsoy – Asi Kitap

    63. Çatışan Genler, Austin Burt, Robert Trivers – Palme Yayınları

    64. İlkel Toluluktan Uygar Topluma, Alaeddin Şenel – Bilim ve Sanat yayınları

    65. Hayatın Kökleri, Mahlon B. Hoagland – Tübitak

    66. Darwin Sizi Seviyor (Doğal Seçilim ve Dünyanın Yeniden Büyülenmesi), George Levine – Metis Bilim 

    67. İçimizdeki Maymun (Biz Neden Biziz?), Frans de Waal – Metis Bilim  

    68. Neil’in Beyniyle Konuşmalar (Düşünce ve Dilin Sinirsel Doğası), William H. Calvin ve George A. Ojemann – Metis Bilim

    69. Binyılı Sorgulamak, Stephen Jay Gould – İletişim yay. 

    70. Zamanların Sonu Üzerine Söyleşiler – Jean Delumeau, Umberto Eco, Jean-Glaude Carriere, Stephen Jay Gould 

    71. Pandanın Baş Parmağı (Doğa Tarihi Üzerine Düşünceler), Stephen Jay Gould – Versus Kitap Yayınları 

    72. Hoimar Von Ditfurth kitapları:  (Alan Yayıncılık ve Cumhuriyet Kitapları)

    Dinozorların Sessiz Gecesi
    Başlangıçta Hidrojen Vardı
    Bilinç Gökten Düşmedi
    Biz, Bu Evrenin Çocukları 

    73. Çıplak Maymun, Desmond Morris – İnkılap Kitabevi 

    74. İnsanat Bahçesi, Desmond Morris – İnkılap Kitabevi (bilgi almak için tıklayın)

    72. Gen Çeviktir, Matt Ridley – Boğaziçi üniveritesi yayınları (bilgi almak için tıklayın)

    73. Charles Darwin, Katrin Hahnemann – İş Bankası Kültür yayınları

    74. Göl İnsanları, Richard Leakey, Roger Lewin – Tübitak

    75. Darwin Gerçeği, Benjamin Farrington, Çağdaş Yayınları

    76. Güneş Diye Bir Yıldız, George Gamow, Say yayınları

    77. Evrimsel Analiz, Scott Freeman, Jon C. Herron – Palme Yay.

    78. Cinsel Aşkın Anatomisi, Helen Fisher – Cep Kitapları yay.

    79. Doğanın Gizli Bahçesi, Edward O. Wilson – Tübitak

    80. Darwin ve Darwincilik, Patrick Tort- Dost Yay. 

    81. Sevişen Beyin, Geoffrey Miller – NTV Yayınları 

    82. Darwin Ne Yaptı? – Öner Ünalan 

    83. Süreç Kuram ve Kavram Olarak EVRİM, Yaman Örs – Kaynak Yayınları 

    84. Bilim İnsanlarımız Darwin’i Selamlarken, 2. Evrim, Bilim ve Eğitim Sempozyumu – Yazılama Yayınevi  

    85. Resimli Uyarlama: Türlerin Kökeni, Michael Keller – Versüs Yay.

    86. Yaşam Ağacı, Rochelle Strauss – İletişim Yayınları 

    87. Yaşamın Temel Kuralları (3 cilt), Ali Demirsoy – Palme Kitabevi 

    88. Evrenin Çocukları “Yaratılışın Öyküsü”, Ali Demirsoy – Palme Kitabevi 

    89. Charles Darwin’in Özyaşam Öyküsü, Francis Darwin – Daktilos Yayınları 

    90. Kızıl Kraliçe, Matt Ridley – Yapı Kredi Yayınları 

    91. Evrim Bilimi ve Yaratılış Efsanesi, Neyin Gerçek ve Neden Önemli Olduğunu Bilmek, Ardea Skybreak – Yordam yayınevi

    92. Evrim Atlası, Douglas Palmer, Peter Barrett – İş Bankası yayınları 

    93. Evrim, Brian Charlesworth – Dost Kitabevi Yayınları  

    94. Herkes İçin Evrim (Darwin’in Teorisi Hayata Bakış Açımızı Nasıl Değiştirir?), David Sloan Wilson – Metis Yayınları 

    95. Charles Darwin Bir Doğa Bilimcinin Evrimi, Richard Milner – Evrim Yayınevi 

    96. Charles Darwin ve Evrim Tartışmaları, Bill Price – Kalkedon Yayıncılık 

    97. Darwin ve Sonrası, Stephen Jay Gould – Tübitak 

    98. Darwin ve Beagle Gemisiyle Yolculuğu, Felicia Law – Optimist Yayım 

    99. Darwin’in Tehlikeli Fikri, Daniel Dennett, çev. Bahar Kılıç/Aybey Eper – Alfa Yayınları (bilgi almak için tıklayın) 

    100. Incognito – Beynin Gizli Hayatı,  David Eagleman – Domingo Yayınevi 

    101. Evrim Kuramı ve Mekanizmaları (Evrimin Temelleri ve Nasıl İşlediği Üzerine), Çağrı Mert Bakırcı – Evrensel Yayınları 

    102. Evrim (Atom altı parçacıktan insana türlerin görkemli yolculuğu), Ali Demirsoy, 2017 – Asi Kitap

    Evrim konusunun izlenebileceği dergiler:

    Ateist Dergi (Eski sayılara şuradan ulaşabilirsiniz.)  

    Bilim ve Gelecek 

    Bilim ve Ütopya

    Düşünbil  

    Cogito