Kategori: Din

  • Dini Keşfetmek 22. Bölüm – Mutlak Ahlak ve Ahlaklı Olma Motivasyonu (1/2)

     

    2. bölümü izlemek için tıklayın. 

      Belli durumlarda dindarlar için Tanrı aksini emretmiş olsa da, doğru ile yanlışı birbirinden ayırdedebiliyor olmamız; ahlakın Tanrı’dan değil, kendi öznel mantığımızdan geldiğini gösterir. Seküler ahlak, yukarıdan geldiği düşünülen katı emirlere değil; doğru ve yanlışa dair kendi öznel yargılarımıza dayandığı için bilgilendiricidir. Videoda ayrıca That Mitchell and Web Look programından komik bir skeç de bulunuyor, izlemenizi öneririm. 

       Videoda bahsedilenlere benzeyen, yani Tanrı’ın emrettiğine inanıldığı halde hiç de ahlaklı sayılmayan ve kendi değer yargılarımızla çelişen, bu nedenle de en inançlı kişilerin bile yerine getirmeyeceği emirlere, Kuran’dan bazı örnekler aşağıdadır. Ayetlerin hepsi, çevirilerin sonradan (nedense?!) yumuşatıldığı Diyanet İşleri’nin yeni mealinden alınmıştır . Diyanet’in eski mealinde ve Abdülbaki Gölpınarlı gibi Arapça dili uzmanlarının çevirilerinde, ayetlerdeki ifadeler çok daha serttir. Bütün mealleri karşılaştırmak için şu siteyi ziyaret edebilirsiniz. 

    * Yaptıklarına bir karşılık ve Allah’tan caydırıcı bir müeyyide olmak üzere hırsız erkek ile hırsız kadının ellerini kesin. -Maide suresi; 38. ayet 

    * Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke’den) siz de onları çıkarın. Zulüm ve baskı, adam öldürmekten daha ağırdır. Yalnız, Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa (siz de onlarla savaşın) onları öldürün. Kâfirlerin cezası böyledir. –Bakara suresi; 191.ayet 

    * Haram aylar çıkınca bu Allah’a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. –Tevbe suresi; 5.ayet 

    * Arzu ettiler ki kendilerinin küfre saptıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız. Bu sebeple, onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin. Eğer bundan yüz çevirirlerse, onları yakalayın ve bulduğunuz yerde öldürün. Onlardan ne bir dost edinin, ne de bir yardımcı. -Nisa suresi; 89.ayet 

    * Diğer birtakım kimselerin de hem sizden emin olmak, hem de kavimlerinden emin olmak istediklerini göreceksin. Bunlar küfre her döndürüldüklerinde ona atılırlar. Eğer bunlar sizden uzak durmazlar, sizinle barış içinde yaşamak istemezler, ellerini savaştan çekmezlerse, onları yakalayın ve onları nerede bulursanız öldürün. İşte bunlara karşı size apaçık bir yetki verdik. –Nisa suresi; 91.ayet 

    * Yûsuf’u öldürün veya onu bir yere atın ki babanız sadece size yönelsin. Ondan sonra (tövbe edip) salih kimseler olursunuz. –Yusuf suresi; 9.ayet 

    * Ey İman edenler! Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları dost edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Hâlbuki onlar size gelen hakkı inkâr ettiler. Rabbiniz olan Allah’a inandınız diye Resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Eğer rızamı kazanmak üzere benim yolumda cihad etmek için çıktıysanız (böyle yapmayın). Onlara gizlice sevgi besliyorsunuz. Oysa ben sizin gizlediğinizi de, açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa, mutlaka doğru yoldan sapmıştır. –Mumtehine suresi; 1.ayet 

    * Erkekler, kadınların koruyup kollayıcılarıdırlar. Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır. Bir de erkekler kendi mallarından harcamakta (ve ailenin geçimini sağlamakta)dırlar. İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah’ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da “gayb”ı korurlar. Başkaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın. Bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları (hafifçe) dövün. Eğer itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. –Nisa suresi; 34. ayet 

    * Eğer, yetim kızlar hakkında adaletsizlik etmekten korkarsanız, (onları değil), size helâl olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikâhlayın. Eğer (o kadınlar arasında da) adaletli davranmayacağınızdan korkarsanız, o taktirde bir tane alın veya sahip olduğunuz cariyeler ile yetinin. Bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. –Nisa suresi; 3. ayet 

    * Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah’ın sana ganimet olarak verdiklerinden elinin altında bulunan kadınları; seninle beraber hicret eden, amcanın kızlarını, halalarının kızlarını, dayının kızlarını ve teyzelerinin kızlarını sana helâl kıldık. Ayrıca, diğer mü’minlere değil de, sana has olmak üzere, mehirsiz olarak kendini Peygamber’e bağışlayan, Peygamber’in de kendisini nikâhlamak istediği herhangi bir mü’min kadını da sana helâl kıldık. Mü’minlere eşleri ve sahip oldukları cariyeleri hakkında farz kıldığımız şeyleri elbette bilmekteyiz. Bütün bunlar, sana herhangi bir zorluk olmaması içindir. -Ahzab suresi; 50. ayet 

    * Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın kısas edilir (öldürülür). –Bakara suresi; 178. ayet 

    * Savaş esiri olarak sahip olduklarınız hariç, evli kadınlar da size haram kılındı. Bunlar üzerinize Allah’ın emri olarak yazılmıştır. Bunların dışında kalanlar ise, iffetli yaşamak ve zina etmemek şartıyla mallarınızla (mehirlerini verip) istemeniz size helâl kılındı. Onlardan faydalanmanıza karşılık sabit bir hak olarak kendilerine mehirlerini verin. Mehir belirlendikten sonra, onunla ilgili olarak uzlaştığınız şeyler konusunda size günah yoktur. –Nisa suresi; 24. ayet 

    * Kendilerine kitap verilenlerden Allah’a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah’ın ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak din İslâm’ı din edinmeyen kimselerle, küçülerek (boyun eğerek) kendi elleriyle cizyeyi verinceye kadar savaşın. –Tevbe suresi, 29. ayet 

    Ey inananlar! Yahudi ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. Sizden kim onları dost edinirse, kuşkusuz o da onlardandır. Şüphesiz Allah, zalimler topluluğunu doğruya iletmez. -Maide suresi; 38. ayet 

    * Zina eden kadın ve zina eden erkekten her birine yüzer değnek vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini(nin koymuş olduğu hükmü uygulama) konusunda onlara acıyacağınız tutmasın. Mü’minlerden bir topluluk da onların cezalandırılmasına şahit olsun. Nur suresi; 2. ayet 

    TÜM BÖLÜMLER:

       * Not: Bazı bölümlerin eksik olduğunu göreceksiniz. Onların çevirisini yapmadım, çünkü bunlar bizleri çok da ilgilendirmeyen, daha çok ABD ve Hristiyanlık çerçevesinde yapılan eleştirileri içeriyor. 

  • Pastafaryanizm (Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi)

       Pastafaryanizm veya Uçan Spagetti Canavarı Kilisesi (The Church of the Flying Spaghetti Monster; kısaca FSM), Akıllı Tasarımcıları eleştirmek için oluşturulmuş dahiyane parodi dinlerden biridir. Oregon Eyalet Üniversitesi fizik bölümü mezunu olan Bobby Henderson tarafından 2005’te kurulmuştur. Uçan Spagetti Canavarı bu dinin tanrısıdır. Bu dinin inananlarına Pastafaryan denir. Pastafaryanizm adı İtalyanca “pasta” (makarna) ve “rastafaryanizm” sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. 

    Tarihçe:

       FSM dininin kurulma amacı, ABD’nin Kansas eyaletinin eğitim kurulu tarafından eyalet okullarında evrim kuramına alternatif olarak Akıllı Tasarım konusunun müfredata alınması kararını protesto etmekti. Henderson, eğitim kuruluna gönderdiği bir açık mektupla Uçan Spagetti Canavarı adlı bir yaratıcıya olan inancından söz etti ve okullarda “Pastafaryan” yaratılış kuramının da okutulmasını istedi; bu suretle Akıllı Tasarım’ın öğretilmesine karşı reductio ad absurdum, yani “saçmalığa indirgeyen” bir sav öne sürmüş oldu. Uçan Spagetti Canavarına, yakın geçmişteki popülerliği ve basının yoğun ilgisi nedeniyle Richard Dawkins gibi ateistler tarafından Russell’in Çaydanlığı’nın çağdaş sürümü olarak bolca değinilmektedir.

       Bobby Henderson’un 7 Mayıs 2005 tarihinde Kansas Eğitim Kuruluna gönderdiği açık mektup: 

       Bu mektubu, alternatif Akıllı Tasarım teorisinin Evrim teorisi ile birlikte okutulup okutulmayacağına karar vermeye ilişkin bildirinizi okumam üzerine endişe ile yazıyorum. Bence hepimiz öğrencilerin birçok bakış açısından haberdar olması konusunda hemfikiriz, böylelikle  kendileri için en anlamlı teoriyi seçebileceklerdir. Buna rağmen öğrencilerin Akıllı Tasarımın sadece bir tek teorisini öğrenecek olmalarından endişeliyim.

       Hatırlayalım ki Akıllı Tasarımın birçok teorisi mevcuttur. Dünya çapında ben ve diğer birçok kişi, evrenin yüce bir uçan spagetti canavar (flying spagetti monster) tarafından yaratıldığına inanıyoruz. Gördüğümüz ve hissettiğimiz her şeyin yaratıcısı O’dur. Evrimsel süreçlere işaret eden güçlü bilimsel delillerin de, sadece rastlantı olduğuna inanıyoruz.

       Size bugün yazmamın sebebi, diğer iki teori ile birlikte bu alternatif teoriyi de okullarınızda okutmanızı resmi olarak rica etmektir. Aslında şunu söylemeliyim ki, eğer bunu yapmayı kabul etmezseniz, yasal işlemleri başlatmak zorunda kalacağız. Eminim ki ne söylemek istediğimizi anlamışsınızdır. Akıllı Tasarım teorisi bir inanç olarak değil de bilimsel bir teori olarak kabul edilecekse, bizim teorimizin de aynı kapsamda değerlendirilerek okullarda okutulmasına izin vermelisiniz.

       Teorimiz bazıları için inanması zor olabilir, bu nedenle size yardımcı olabilmek için inançlarımızın ayrıntılarına değineyim. Elimizde evrenin yüce Uçan Spagetti Canavarı tarafından yaratıldığına dair deliller var. Elbette hiçbirimiz onu göremiyoruz, fakat O’nun bize gönderdiği yazılı açıklamalar var. O’nun gücünü detaylıca açıklayan birkaç uzunca kitap serimiz var. Ayrıca bu inanışa sahip 10 milyonun üzerinde insanın olduğunu ve bunun giderek arttığını duymak sizi şaşırtabilir. Bazı insanlar inanışlarımızın gözlemlenebilir kanıtlarla doğrulanmamış olduğunu iddia ettiğinden ağzımızı sıkı tutma eğilimindeyiz. Bu insanların anlamadığı O’nun bu dünyayı, gerçekte olduğundan daha yaşlı olduğunu düşünmemiz için yaratmış olduğu. Örneğin, bir bilimci, insan yapımı nesne üzerinde karbon-14 testi yapabilir. Bu bilimci karbon-14 ün yaklaşık olarak %75’inin beta yayınımı ile azot-14’e dönüştüğünü görür ve karbon-14’ün yarı ömrü 5730 yıl olduğundan bu nesnenin hemen hemen 10000 yaşında olduğunu anlar. Fakat bilimcilerimizin farkına varmadığı şey, her ölçüm yapıldığında yüce Uçan Spagetti Canavarı’nın, o mübarek makarna uzuvlarıyla sonuçları değiştirdiğidir. O’nun bunu neden yaptığı ve bunun nasıl mümkün olduğunu detaylıca anlatan pek çok metnimiz var. Tabi ki O görünmezdir ve kolaylıkla maddenin içinden geçebilir.

       Eminim ki şimdi öğrencilerinize bu alternatif teorinin öğretilmesinin ne kadar önemli olduğunun farkına vardınız. Öğrencilerin, gözlemlenebilir delillerin yüce Uçan Spagetti Canavarı’nın insiyatifinde olduğunun farkına varmaları kesinlikle zorunludur. Dahası, bizim inanışlarımızı O’nun seçilmiş korsan kostümünü giymeden öğretmek saygısızlıktır. Mektubun çok uzadığını düşünerekten, bunun önemini yeterince vurgulayamıyorum ve malesef bunun neden yapılması gerektiğini detaylıca açıklayamıyorum. Kısa ve öz olarak: eğer bunu yapmazsak O sinirlenir.

       Küresel ısınmanın, depremlerin, kasırgaların ve diğer doğal afetlerin 1800’lerden beri azalmakta olan Korsan sayısının doğrudan bir etkisi olduğunu bilmek ilginizi çekebilir. İlginizi çeker diye, mektuba son 200 yıl boyunca, tahmini korsan sayısına karşı ortalama küresel sıcaklığı gösteren bir grafiği ekledim. Gördüğünüz üzere, küresel sıcaklık ile korsan sayısı arasında istatistiksel olarak belirgin olan bir ters orantı var.

       Sonuç olarak, görüşlerimize ve inanışlarımıza zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz. Umarım bu teorinin öğrencilerinize öğretilmesinin önemini anlatabildim. Tabiki de, gelecekte öğretmenleri bu alternatif teori için eğitmemiz mümkündür. Sabırsızlıkla yanıtınızı bekliyorum ve hiçbir hukuksal davanın gerekli olmayacağını umuyorum. Bence hepimiz bu üç teorinin ülkemiz çapındaki, hatta nihayetinde tüm dünyadaki tüm bilim sınıflarında eş zamanlı olarak verileceği zamanı sabırsızlıkla beklemeliyiz; 3’te 1 zaman Akıllı Tasarım için, 3’te 1 zaman yüce Havai Makarna Devciliği için ve 3’te 1 zaman da kuvvetli gözlemlenebilir delillere dayalı mantıksal varsayımlar için. 

       En içten dileklerimle,

       Bobby Henderson, ilgili vatandaş. 

       PS: O’nun bir dağı, ağaçları ve bir cüceyi yaratırken resmedilmiş sanatsal bir çizimini de bu mektuba ekledim. Unutmayın, hepimiz O’nun birer yaratısıyız.

    İnançlar:

       Henderson, dininin inançlarını Akıllı Tasarım destekçilerinin sıkça kullandığı savlara tepki olarak geliştirdi. Henderson’ın temel savları şunlardır:

    •  Evren, beraberinde bir dağ, ağaçlar ve bir cüce (resimde “cücük” yazıyor) ile birlikte, görünmeyen ve saptanamayan bir Uçan Spagetti Canavarı (USC) tarafından yaratılmıştır.
    •  Evrim hakkındaki bütün kanıtlar Uçan Spagetti Canavarı tarafından yerleştirilmiştir. USC, etraftaki şeyleri olduklarından daha yaşlı göstererek Pastafaryan’ların inançlarını sınamaktadır (ayrıca bakınız: Omfalos). “Örneğin, bir bilim insanı bir kalıntıya radyokarbon testi uygulasın. Kalıntıdaki Karbon-14’ün %75’inin elektron ışınımıyla Nitrojen-14’e dönüştüğünü görsün, ve bu kalıntının yaklaşık 11.000 yıllık olduğu sonucuna ulaşsın; zira karbon-14’ün yarıömrünün 5.730 yıl olduğu düşünülüyor. Ancak bilimcimizin gözden kaçırdığı şey, yaptığı her ölçümde Uçan Spagetti Canavarı’nın gelip Kutsal Makarna Kollarıyla onun bulduğu sonucu değiştiriyor olduğudur. Elimizde bunun nasıl mümkün olduğunu detaylarıyla anlatan ve O’nun bunu neden yaptığını söyleyen çok sayıda belge mevcuttur. O elbette ki görünmez olandır, normal cisimlerin içinden kolaylıkla geçebilendir.” 
    •  Pastafaryan inancındaki Cennet’te göze çarpan iki nokta vardır:

        a) Uçsuz bucaksız bira volkanlarıyla doludur.

        b) Bir striptizci fabrikası vardır. 

       Pastafaryan dininin metinlerine “Delifişek” denir. On Emir yerine ahlâkî açıdan daha zayıf olan 8 adet “Yapmazsanız Çok Memnun Olurum” öğesi içerir. 

       Duaların ve Delifişek’in belli bazı ayetlerinin vb. sonunda “RAmen” denir. Bu sözcük Musevilik’te, Hristiyanlık’ta ve İslam’da kullanılan “Amîn” (İngilizce: Amen) sözcüğü ile bir makarna çeşidi olan “ramen”in birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. Her ne kadar geleneksel olarak büyük “R” ve “A” ile yazılsa da sadece büyük “R” ile yazılması da kabul edilebilir.

    Korsanlar ve Küresel Isınma:

       Pastafaryan inanç sistemine göre, korsanlar “mutlak kutsallıktaki varlıklar”dır ve gerçek Pastafaryanlardır. “Hırsız ve dışlanmış” kişiler oldukları izlenimi Orta Çağda Hıristiyan din alîmlerince yayılmış yanlış bilgilerin sonucudur. Pastafaryanizme göre onlar gerçekte “barışsever kâşifler ve iyiniyet elçileri”dir ve çocuklara şeker dağıtırlar (bkz: Kara Korsan; Pastafaryanların baş piskoposu/KaraKorsanizm). 

    Resim: 5 bin yıl önce dünyaya korsanlar hükmederken

    KÜRESEL ISINMAYA DUR DEYİN: KORSAN OLUN!

       Henderson korsanlarla ilgili görüşlerini Kansas Eğitim Kuruluna gönderdiği mektuba ekledi. “Küresel ısınmanın, depremlerin, tayfunların vb. karakıyımlarının nedeninin dünyadaki korsan sayısının 1800’lerden beri azalmakta oluşu olduğu”nu ileri sürdü. Mektuba eklediği bir çizelgede korsanların sayısı azaldıkça, küresel sıcaklığın yükseldiği görülüyordu; bu suretle istatistiksel olarak anlamlı görünen bir bağlaşımın illâ ki nedensel bir ilişkiyi belirtmediğini gösteriyordu. 

    Resim: Küresel Isınma/Korsan Sayısı arasındaki bağlantıyı gösteren grafik 

    Uçan Spagetti Canavarı’nın kutsal kitabı:

       Bobby Henderson Uçan Spagetti Canavarının Kutsal Kitabını yazması için Aralık 2005’te 80.000$ USD miktarında bir ödenek aldı. Henderson, kitabın satışından elde edeceği gelirle bir korsan gemisi yapmayı ve dünyayı dolaşarak kâfirleri Pastafaryan dinine geçirmeyi planladığını söyledi. Kitabın yayım tarihi 28 Mart 2006’dır. 

       Uçan Spagetti Canavarı’nın Kutsal Kitabı, İncil’in Pastafaryan dinindeki karşılığıdır. İncil’de yer alan Musa peygamber gibi kişiliklere karşılık, bir korsan olan Kaptan Mosey gibi kişilikler getirir. On Emir’e gönderme yapacak şekilde 8 tane “Eğer Yapmazsanız Çok Memnun Olurum maddesi içeren hicivsel bir metindir. Akıllı tasarım  girişimiyle dalga geçmek amacıyla kurulan Pastafaryanizmin bu kutsal kitabı, Altınkırkbeş yayınları tarafından 2010 yılında Türkçe’ye çevrilmiştir ve şaşırtıcı şekilde de hala toplatılmamıştır. Kitabı kafası çalışan, sorgulamayı seven ve dinlerin bağnazlığından sıkılan herkese şiddetle tavsiye ederim. Burada kısaca anlatılanların hepsi daha detaylı bir şekilde yayınlanan kitapta bulunmaktadır, evrim karşıtlarını ve yaratılışçı argümanları şahane bir taşlama üslubuyla eleştiren bu kitabı mutlaka edinin derim. 

     

    Resim: Nuh’un, dinozorları ve soyu tükenen diğer canlıları gemisine neden almadığı sorusuna tek mantıklı cevabı Pastafaryanizm verir. 

    Tarihçe ve gelişmeler:

       Uçan Spagetti Canavarı Kilisesinin ve adını aldığı tanrısının halka ilk sunuluşunun, Bobby Henderson’un FSM’yi ve Akıllı Tasarımın okullarda öğretilmesini konu alan açık mektubunu Kansas Eğitim Kuruluna gönderdiği 7 Mayıs 2005 tarihinde olduğu söylenebilir. Henderson mektubu ve ardından kurul üyelerinden gelen tepkileri kendi internet sitesinde yayımladı.

       Henderson’un kurula meydan okuyuşu duyuldukça internet sitesi ve sürdürdüğü savaşım ilgi uyandırdı ve destek topladı. Henderson’un savının hicivci ruhu, Uçan Spagetti Canavarını “blog”cular arasında olduğu kadar mizah internet kültürü sitelerinde gözdeleştirdi. Site ABD’deki Sensible Erection programında 17 Haziran 2005’te tanıtıldı. Ek olarak Boing Boing, Something Awful, Fark.com, Uncyclopedia gibi sitelerde de yer aldı. Uçan Spagetti Canavarı, Akıllı Tasarımın öğretilmesine karşı bir sembol haline dönüştükçe medya da konuyu işlemeye başladı.

       Ağustos 2005’te, okuyuculardan birinin tepkisi üzerine BoingBoing.net sitesi İsa’nın Uçan Spagetti Canavarının oğlu olmadığını deneysel olarak kanıtlayabilen ilk kişiye 250.000$ “akıllıca tasarlanmış nakit” ödül vereceğini açıkladı, daha sonra da ödülü 1.000.000 dolara çıkardı. Bu söz konusu yaratılışçı Ken Hovind’in bilimcilerce mantık yanlışlarıyla dolu olduğu söylenen söz konusuna gönderme yapmaktaydı (Ken Hovind evrenin ve yaşamın ortaya çıkışının açıklanmasında evrimin “mümkün olan tek yol” olduğunu kanıtlayana 250.000$ ödül verecekti). 

    Her yerde onun makarnavi uzantılarını ve suretlerini görmekteyiz!

        

    Popüler kültürde Uçan Spagetti Canavarı: 

       Richard Dawkins, Tanrı Yanılgısı adlı kitabındaki bazı görüşlerini anlatmak için The Colbert Report ve Talk of the Nation – Science Friday gibi (ABD’deki) bazı TV programlarında FSM’ye başvurdu. Dawkins’in South Park dizisindeki canlandırılmış karakteri de dizinin “Go God Go” bölümünde dine karşı bir sav kullanırken FSM’ye başvurdu. Playboy dergisinin Ocak 2006 sayısında Kansas Okul Kurulu’na gönderilen açık mektubun bir kısmı yayımlandı. 

    Resim: Uçan Spagetti Canavarı The IT Crowd, Futurama ve South Park gibi bazı televizyon programlarında yer aldı. Resimde Futurama’dan bir kare görülmektedir: 6. sezon/9. bölüm, “A Clockwork Origin”)

     

    Şunlar da ilginizi çekebilir:

  • Dini Keşfetmek 14. Bölüm – Mikroevrim ve Makroevrim

     

    MİKROEVRİM: Küçük çaplı, yani tek bir popülasyon içinde (bir türün kendi içinde) ve genellikle genlerde/proteinlerde gerçekleşen evrimsel değişimlerdir. Bu tip evrimsel değişimler çoğu zaman fiziksel özelliklere bakılarak gözlemlemlenemez, ama istisnalar elbette vardır. Bugüne dek doğada sayısız doğal seçilim olayı gözlemlenmiştir. Gözlemleyebildiğimiz mikroevrimin en güzel örneklerinden birisi, bakterilerin geliştirdiği antibiyotik direncidir. Buna ilişkin başka pek çok örnek verilebilecek olsa da, en güncel ve çarpıcı olanı Prof. Richard Lenski’nin E. coli bakterileri üzerinde yürüttüğü başarılı deneydirGünümüzde bizzat gözlemleyebildiğimiz mutasyonlarla ilgili bilgi almak için tıklayın.

    MAKROEVRİM: Uzun vadede meydana gelen ve fiziksel özelliklere yansıyan, gözle görülebilen evrimsel değişimlerdir. Bu aslında mikroevrimin devamıdır; diğer bir deyişle gen sıklıklarının popülasyon içerisinde mikro-değişimi, zaman dilimine daha geniş baktığımızda karşımıza makro-değişim olarak çıkar. Tek hücreli alglerin (su yosunları) çok hücreli mikroorganizmalara evrimi (videoyu izlemek için tıklayın), makroevrime bir örnektir. 

       Çeşitliliğin yeni bir türün oluşmasına yetecek kadar birikerek artmasına ise TÜRLEŞME denir. Bunun olması için, çok güçlü bir zorlayıcı etkinin çok uzun bir süre boyunca ortamda bulunması gerekir. Yeterli zaman tanındığı takdirde temel evrimsel mekanizmalar (yani 1. mutasyon  2. göç =gen akışı  3. genetik sürüklenme  4. doğal seçilim) büyük evrimsel değişimler yaratabilirler, ki canlılık tarihinin geçmişine dair bildiğimiz her şey zaten makroevrime yeterli sayıda ve çeşitte kanıtı sunmaktadır.  Ancak bu ayrımı sadece daha kolay anlaşılması için yapıyoruz. Özünde makroevrim ile mikroevrim birbirinden ayrı iki mekanizma değildir. Evrim dediğimiz süreç mikroevrim olarak işler; yani makroevrim de aslında birikimli mikroevrimdir.

     

    *Bu görsel EvrimiAnlamak sitesinden alınmıştır ve “evrimi gerçekten anlamak” için sonrasında bu siteye girip okumaya devam etmenizi tavsiye ederim.

       Evrim karşıtlarına göre ‘evrime şahit olmadığımız’ için ‘evrim diye bir şey yoktur’. Bunu söylerken bilimsel anlamda geçersiz bir argüman sunmuş olurlar (bizzat zamanda geriye gidip anlık olaylara şahit olmadan da bilimin ışığında var olduğunu bildiğimiz sayısız bilimsel gerçek var; en basiti nesli tükenmiş olan hayvanlar, elimizdeki onca fosil, dünyanın oluşumuna dair jeolojik ve arkeolojik kalıntılar, moleküler-genetik-embriyolojik kanıtlar vb). Kaldı ki yeni türlerin oluştuğunu gözlemleyemediğimizi söylemek için bazı canlıların varlığından (örneğin naylon yiyen bakteriler) bihaber olmak gerekiyor. 

       İnsanlar, biyoloji alanındaki çığır açıcı keşiflerle ortaya çıkan Mikrop Teorisi’nden itibaren başlayan aydınlanma sürecine kadar, hastalıkları Tanrı’nın bir cezalandırma yöntemi olarak görüyordu. Bu anlamda, 1928 yılında Penisilin’i bulan Alexander Fleming’i ve Darwin’in “Türlerin Kökeni”ni yayınladığı yıllarda mikroorganizmalar ile hastalıklar arasındaki ilişkiyi ilk kez yaptığı deneylerle ortaya koyan Louis Pasteur’ü de bir kez daha anmış oluyoruz. Son olarak aşağıda, belli antibiyotiklere tamamıyla direnç geliştirdiği halde toplam üreme uyumluluğunu kaybetmemiş olan bakterilere sadece birkaç örnek vermek istiyorum. Videoda seslendirilmeden gösterilen bu örnekleri, altyazıya ekleyemediğimden dolayı araştırmak isteyenler için yazıyorum: 

    – Vankomisin’e dirençli Staphylococcus aureus

    – Çok ilaca dirençli tüberküloz

    – Penisilin’e dirençli pnömoni – zatürre (pneumococcus)

    – Penisilin’e dirençli Enterococcus

    – Linezolid’e dirençli Enterococcus

    – Klindamisin’e dirençli C. difficile

    – Sülfonamid’e dirençli bakteriler

    TÜM BÖLÜMLER:

       * Not: Bazı bölümlerin eksik olduğunu göreceksiniz. Onların çevirisini yapmadım çünkü bunlar bizleri çok ilgilendirmeyen, daha çok ABD ve Hristiyanlık çerçevesinde yapılan eleştirileri içeriyor.

     

  • Dawkins: Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı (1. Bölüm)

     

        Ahlaklı olmak için dini günah kavramına ihtiyacımız var mı? Dinler bizi daha ahlaklı yapar mı? Günah kavramının insan hayatına etkisi nedir? Seks, dindarlık ve suçluluk arasındaki ilişki nedir? Ahlakın bilimsel kökenleri, hayvanların cinselliğe yönelik davranışları ve kuralları nelerdir? İğrenme duygumuz neden evrilmiştir ve sonuçları nelerdir? Eşcinsellere bakış açısında meydana gelen değişiklik neyin göstergesidir? Empati yeteneğimizin bilimsel temeli ve ahlak ile ilişkisi nedir? Hayatta kalmamızı sağlamak için evrimleşen yeteneklerimiz birbirileriyle nasıl bir ilişki içindedir ve bu bizi nasıl etkiler? İyilik insanın doğasında var mıdır ve eğer öyleyse, bunca kötülük nereden geliyor? Gittikçe daha ahlaklı hale geliyor muyuz?

       Richard Dawkins 3 bölümlük Sex, Death and The Meaning of Life (Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı) isimli 2012 yapımı belgesel serisinin Sin (Günah) başlıklı bu ilk bölümünde, bütün bu soruların bilimsel cevaplarını arıyor; bilimsel ve akılcı düşünce biçiminin, toplumumuzu nasıl şekillendirdiğini anlatıyor. 

    * Altyazıları indirmek için tıklayın. 

     

      

     

  • Dini Keşfetmek 13. Bölüm – Evrimin Öngörü Gücü

       Bir koala ile insanın parmak izlerinin elektron mikroskobu altında bile birbirinden çok zor ayırdedildiğini biliyor muydunuz? Ya da canlıların kalbinin anatomik yapısı ve bu yapıdaki karmaşıklığın evrimsel süreçleri ile doğru orantılı olduğunu? Peki ya Darwin’in bir orkide türüyle* ilgili tahminlerinin ölümünden 21 yıl sonra doğrulandığını biliyor muydunuz?

       Canlı yaşamına ilişkin bunlara benzer ilginç gerçekleri, ancak evrim teorisinin ışığında anlayabilir ve daha da önemlisi, bu konularda tahminler yürüterek biyoloji alanında yeni keşifler yapabiliriz. Bilimsel bir gerçeklik olan evrim teorisi ile bir hurafeden ibaret olan Akıllı Tasarım’ın canlı yaşamına dair öngörülerinin kıyaslandığı videoda ikisi arasındaki bariz fark vurgulanıyor.

    * Darwin Orkidesi; Angraecum sesquipedale 

     TÜM BÖLÜMLER:

       * Not: Bazı bölümlerin eksik olduğunu göreceksiniz. Onların çevirisini yapmadım çünkü bunlar bizleri çok ilgilendirmeyen, daha çok ABD ve Hristiyanlık çerçevesinde yapılan eleştirileri içeriyor. 

  • Dawkins: Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı (3. Bölüm)

     

      1. bölümü izlemek için tıklayın

      2. bölümü izlemek için tıklayın  

       Richard Dawkins toplam 3 bölümlük Sex, Death and The Meaning of Life (Seks, Ölüm ve Hayatın Anlamı) isimli 2012 yapımı belgesel serisinin The Meaning of Life (Hayatın Anlamı) başlıklı bu üçüncü ve son bölümünde, tanrısız bir yaşamı seçenlerin hayatta aradığı anlamı nasıl ve nelerde bulabileceğini anlatıyor. Bu esnada kendisine sık sık yöneltilen, “Bir ateist, sabahları yataktan çıkmaya neden zahmet eder?” sorusunun cevabına dair farklı kişilerden farklı yanıtlar alıyor. Tolstoy, Graham Greene, Albert Camus gibi tanıdık isimlerin hayatta anlam bulma çabalarına yönelik arayışlarını irdeliyor; ayrıca ünlü ateist komedyen Ricky Gervais’la da keyifli bir sohbet yapıyor. Benim şahsen en beğendiğim kısım, ünlü fizikçi Leonard Mlodinow’un şansa, doğadaki (olmayan) örüntülere ve insanların şansa bakış açısına ilişkin görüşleri oldu (Mlodinov’u, Stephen Hawking ile birlikte yazdıkları The Grand Design [Büyük Tasarım] ve A Briefer History of Time [Zamanın Daha Kısa Bir Tarihi] isimli kitaplardan hatırlayacaksınız); özellikle bu kısımda anlatılan fare deneyinin çok çarpıcı olduğunu düşünüyorum. Herkese iyi seyirler. 

    * Altyazıları indirmek için tıklayın.

      

  • 1993-2012 Türkiye: Yangın yeri

     

     

     

     1993-2012 Türkiye: Yangın yeri * 

       2 Temmuz 1993’te, Sivas’ta,  Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılmak için şehirde bulunan 35 aydın ve sanatçı yakılarak katledildi. 

       Madımak Oteli durup dururken çıkan bir yangınla kül olmadı. Madımak Oteli’ndekiler, saatlerce süren “Müslüman Türkiye”, “Sivas allahsızlara mezar olacak” haykırışlarıyla beraber yakıldı. Ölenler farklı inanç, mezhep ve etnik kökenden olsalar da; o gün orada Pir Sultan Abdal Şenlikleri’ne katılarak özgür düşüncenin sesini yükselttikleri için öldürüldüler. Göstericilere “Allah’ım bu senin ateşin” nidalarıyla benzin bidonu uzatılmasını televizyonlar canlı yayınladı. 

       Sivas’ta katliam da, hukuksuzluk da, zaman aşımı da göz göre göre ve devlet eliyle geldi. Sekiz saat boyunca süren olaylar sırasında jandarma ve polis oradaydı, müdahalede bulunmadı. Dönemin gazete ve köşe yazarlarının, öncesinde hedef gösterip sonrasında katliamın sorumluluğunu yakılanlara yıktığı manşetleri/başlıkları da, Başbakan Tansu Çiller’in “Halktan kimseye zarar gelmedi” sözü de, Refah Partili Adalet Bakanı’nın katliam sanıklarını hapishanede ziyaret edişi de unutulmadı. Dava başından sonuna uzun bir skandaldan ibaretti. Polis kayıtlarında linç güruhunun 15 bin kişiyi bulduğu tespit edilmişken, onca kamera kaydına rağmen 124 kişi yargılandı, yalnızca 47 kişi ceza aldı. 19 yıl boyunca yakalanamayan davanın baş sanığı Sivas’ta öldü; diğerleri sigortalı memur olarak çalıştı, askerlik yaptı, evlendi, çocuğunu nüfus müdürlüğüne kaydettirdi, sınır dışına çıktı ancak bir türlü “yakalanamadılar.

       Sivas Katliamı’nın yaşanması da, 20 yıla yakın zamandır örtbas edilip davanın zamanaşımına uğratılması da, bir kaza ya da tesadüf değildir. Sivas’ı ortaya çıkartan zihniyet, bugün sadece temsilen değil, bizzat iktidardadır. Öyle ki, dava sırasında sanıkların avukatlığını yapanlar bugün iktidar partisi milletvekilleri olmuş, Sivas Katliamı davasında zamanaşımını engelleyecek düzenleme ise Meclis’te iktidar partisinin oyları sayesinde reddedilmiştir. Sivas Katliamı, radikal bir grubun bir anlık öfke histerisinin değil; her türlü muhalif ve özgür düşüncenin karşısına sistematik biçimde Türk-İslam sentezci söylemiyle dikilen ayrımcı ve dışlayıcı devlet politikalarının sonucudur. Yanık bedeni Sivas 93’ün simgelerinden olmuş Metin Altıok’tan lanetli bir kehanet gibi bize kalan “tekinsizim size göre / ibret için yakılması gereken” dizeleri, bu düşmanlıkla yüzleşmek zorunda kalmış hemen herkesin haykırışıdır. 

       Sivas Katliamı, doğrudan özgür düşünceyi hedef alan bir saldırıdır. Hiç gizlemediği inançsızlığı yaşananların sonrasında dahi katliama gerekçeymiş gibi gösterilen Aziz Nesin’in ve orada hayatını kaybeden tüm aydınların fikri miraslarını Sivas cehenneminden ayrı anamayacağımız gibi, Sivas Katliamını da bu aydınlardan ayrı anamayız. 

       Nice Sivas’ların yaşandığı bir ülkede Başbakan halen “Ateist nesiller mi yetiştirelim?” sözleriyle ateistleri, siyaseten işine geldiği her fırsatta da sünni müslümanlık dışındaki inançları hedef gösterebiliyorsa; Sivas Katliamı davasının zamanaşımına uğratılması, yeni Sivas’lara davetiyedir. Bu hedef gösterme karşısında yapılacak en anlamlı şey, dincilerin yaktığını dindar nesillerin unutturmasını engellemektir. 

       Sivas Katliamı Davası’nın zamanaşımına uğratılması, devlet eliyle gelen katliamın yine devlet eliyle ört bas edilmesi demektir. Sivas Katliamı sorumlularının cezalandırılmaması; siyasi görüşleri, inançları ya da inançsızlıklarını sebep göstererek insanları yakan bir zihniyetin devlet tarafından korunması ve böylelikle cesaretlendirilmesi demektir. Ateist/ agnostik/özgür düşünceliler olarak bizler; yeni Sivas’ların bir daha yaşanmaması için, özgürce söz söyleme güvencemizin olması gerektiğini savunuyoruz. Bu güvencenin sağlanması adına; açık bir nefret suçu olan Sivas Katliamı’nın “insanlığa karşı işlenen suçlar” kapsamında tutularak, sorumlularının cezalandırılmasını istiyoruz.

       * Bu metin, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yakarak, bugünse davayı zamanaşımına uğratarak bizi susturmaya çalışanlara karşı, “Özgür düşünce engellenemez” demek ve Sivas Katliamı Davası’nın takipçisi olan herkesle dayanışmak için aşağıda ismi geçen blog, web sitesi ve Facebook sayfa sahipleri tarafından kaleme alınmıştır. 

                 Ateist Filmler

                 Ateist/Agnostik Video Sayfası

                 Dinlerden Özgürlük

                 Düşünsel Evrim

                 Felis Agnosticus

                 Garajımdaki Ejder

                 Greener Nautilus

                 Hümanist Homosapiens

                 Mustafa Türksavaş

                 Out for Beyond

                 Turan Dursun sitesi

                 Veda Kubbesi

     

       13 Mart 2012 tarihi, Türkiye yargı tarihine kara bir leke olarak yazıldı. Kararın açıklanmasını beklerken polisin hakim kürsüsü önünde kurmaya başladığı barikat, kararın ne olacağına dair bir fikir verdiyse de yine bir umut beklendi.. Malesef umutlar boşa çıktı…Hala sokakta gezerken “Burada ne için toplandınız ne oldu Sivas’ta?” diye soran duyarsız halkımız da cabası…Ankara Adliyesi’nin önünde toplanan onca kalabalığa, halkın tepkisine ve Sivas’ta yaşanan “insanlık suçu” dışında hiçbir tanımlamaya uymayan katliama rağmen, KATİLLER SERBEST… 

     

  • İslam: Batının bilmesi gerekenler

       2006 yılında çekilen İslam: Batının Bilmesi Gerekenler [Islam: What The West Needs To Know] isimli bu belgeselde, İslam’ın özellikle savaş eğilimini tetikleyen cihad ve şehitlik kavramlarıyla bunlara bağlı olarak gelişen yayılımcı özellikleri inceleniyor; terörist eylemlerde İslam dininin oynadığı rol anlatılıyor. Belgeselde Kuran’dan ve hadislerden örnekler verilerek, güncel olduğu kadar daha uzak geçmişteki tarihsel olaylara da bu gözle bir bakış açısı sunuluyor. Belgesel daha çok Robert Spencer, Serge Trifkovic, Bat Ye’or, Abdullah Al-Araby ve Walid Shoebat’ın yorumlarından oluşuyor.

       Belgesel çok sayıda kanattan eleştiri ve övgü almış. İslami kesimden eleştiri alması da çok doğal, çünkü “barış dinini” Kur’an ayetleri, hadisler ve tarihi olayların ışığında sert bir şekilde eleştiriyor.

       Benim kişisel fikrim de bu yönde. Yani İslam’ın bütün diğer dinler gibi vahşeti, savaşı ve anti-hümanizmi tetikleyen yegane araçlardan birisi olduğunu düşünüyorum. Ancak belgeselde beni rahatsız eden belki de tek şey, din adına yapılan savaşlarda sadece İslam’ın suçlanmasıydı. Sanki diğer dinler çok masummuş ve İslami terör örgütleri Batı tarafından beslenip gürbüzleştirilmiyormuş gibi. Kısaca üç büyük dinlerin üçünde de bu savaşlar, bu anlamsız tartışmalar, mantıksızlıklar ve vahşet eylemleri görülmüştür. İslam’ın bu kadar ön planda olmasının tek sebebi, Orta Çağ reform hareketiyle Batı’nın din tehlikesini, Orta Çağ’ını şu anda yaşadığını düşündüğüm İslamiyet’e göre kısmen de olsa önceden halletmiş olmasıdır, ki onca yıl geçmesine rağmen bilim dışı argümanlarıyla sesi çıkan ve sitede de sık sık eleştirdiğim “yaratılışçı cephe” varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla çok daha cahil kalmış olan (sebep yine İslam’ın kendine has yapısı ve sosyoekonomik eşitisizliği güdüleyen kapitalizm elbette) ve rasyonel düşünceye ulaşmak için çok daha uzun bir yol katetmesi gereken İslam devletlerinin bulunduğu nokta şaşırtıcı değildir.

       Diğer yandan, belgeselde verilen referanslar ve dini metinlerden yapılan alıntılarda hiçbir veri hatası yok. Hadisler Ehl-i Sünnet tarafından en güvenilir hadis kitabı olarak kabul edilen Sahih-i Buhari’nin hadis kitabından alınmıştır. Yani kaynak ve veri anlamında belgesel gayet başarılı, bir tek bahsettiğim bu fazlasıyla tek taraflı tutum ve “işine gelmeyen kısmı görmek istememe” durumu söz konusu. 

      Bence belgeselin belki de en çarpıcı bölümü, YouTube kanalında 4. Bölüm olarak yayınlanan kısımdı. Burada cihad ve şehitlik kavramları ele alınıyor. Kendisinin de bir zamanlar Filistin Liberal Organizasyonu isimli İslami terör örgütünün üyesi olduğunu söyleyen Walid Shoebat, bombanın yapımından başlayarak bir mücahidin hangi duygusal ve fiziksel durumlardan geçtiğini, güvenlik güçlerinin mücahitlerin nasıl leyhinde “görev”lerini yaptıklarını ve nihayetinde “insan hayatı” kavramına bakışın ve vicdan denilen şeyin nasıl devreye girdiğini (veya girmediğini) anlatıyor. İşin ucunda, cennette en yüksek mertebelerden biri olan “şehitlik” olduğunda, insanların inançları uğruna nasıl yüzlerce cana kıydığını “acı ama gerçek” diye diye insanın gözüne sokan bir belgesel.

       Belgeselden alıntı olan şu cümleyi paylaşmak istiyorum: “Barışçıl ve ılımlı Müslüman vardır, ama barışçıl ve ılımlı İslam yoktur.”

       Her inanç ve görüşten insanın izlemesi gerektiğini düşündüğüm bir belgesel serisi bu. Belgeseli Türkçeye kazandıran Mavi Gözlüdev’e emekleri için teşekkür ediyorum.  

    Yayında olan bölümleri aşağıda verilmiştir:

     

  • İslam ülkelerinde kız çocuklarının gördüğü zulüm

     

       Afganisan’ın Herat vilayeti (2007)- Ailesi tarafından zorla evlendirilen 12 yaşındaki bu kız çocuğu, videoda kocasından her gün dayak yediğini anlatıyor. “Lütfen boşanmama yardım edin, beni bıçakladı ve bir dahaki sefere de öldürecek.” diyerek yardım istiyor. 

       İslam’ın gerçek anlamda yaşandığı ülkelerden aktarılan haberlerde, bu videodakine benzer olaylarla çok sık karşılaşıyoruz. Ne de olsa İslami kurallara uygun yaşayanlar, Kuran ayetleri ve Muhammed’in hayatını kendilerine rehber alıyor. Bunun sonucu olarak da birden çok kadınla evlilikten, küçük yaştaki kız çocuklarının evlendirilmesine (7-9-12 farketmiyor yaşı); kadınların şahitliğinin değersiz sayılmasından, taşlanarak öldürülmelerine kadar birçok vahşi uygulamaya tanık oluyoruz. 1400 yıl öncesinin koşullarını yansıtan ve o koşulları yaşayanların elinden çıktığı açık olan kutsal kitapların günümüze uyarlanmasından doğan bu sapkınlıkların sona ermesi, insanların bu yaşanan vahşetin farkına varmalarına bağlıdır. Ahlakın dinlerden geldiğine inananların da, bu iddianın hangi kanıta dayandırılarak geçerli sayılabileceğini, dinî önyargılarla tıkanmamış bir mantık süzgecinden geçirerek yeniden düşünmesi gerekmektedir. 

       Bunlardan belki de en çarpıcı olanı, Afganistan’da 12 yaşındayken babasının borcuna karşılık evlendirilen ve 18 yaşına geldiğinde bu evliliğe karşı çıktığı için ‘cezalandırılan’ Ayşe Muhammedzai’nin dramıydı (2009). Cezalandırma emrini veren yerel Taliban komutanının Ayşe’nin amcasına sunduğu gerekçe şuydu: “Köyde Ayşe’yi örnek alacak başka kızlar olabilir, bu ceza hepsine ibret-i alem olmalı.”  Olmuştur da eminim.. Ceza olarak, kayın biraderi Ayşe’yi tutarken, kocası da onun önce kulaklarını, sonra da burnunu bıçakla kesti. Acıdan bayılan Ayşe, kendi kanı içinde yatar vaziyette ölüme terkedildi. Bölgedeki geleneğe göre, karısı tarafından küçük düşürülen bir erkeğin ‘burunsuz’ kaldığı söylenirmiş. Ayşe’ye hak görülen bu ceza da, kocanın intikamı oluyor bu durumda. Taliban’a kafa tutmaya cesaret eden bu Afgan kızı, 2010 yılında sığınma hakkı kazandığı ABD’de ameliyat edilerek yeni protez burnuna kavuşmuştu. İlgili haberin videosunu izlemek için tıklayın. 

     

       Time dergisi, Ayşe’nin fotoğrafını sansürsüz bir şekilde kapağına taşımış, haber uluslararası kamuoyunu ayağa kaldırmıştı. Duygu sömürüsü yapmakla eleştirilen Time dergisi, aslında Afganistan’daki kadınların maruz kaldığı şiddeti en acı şekilde gündeme getirmişti. Ayşe gibi daha nice kız çocuğu ve genç kız, İslam terörünün baskısı altında yaşamaya değil; hayatta kalmaya çalışmaktadır. 

       Ayşe’nin dramından daha da trajik olayların yaşandığından şüpheniz olmasın; internet arşivleri bile buna benzer gerçek hayat hikayeleri ile dolu. Hiçbir eleştiriyi kabul etmeyen ve her birini “dine hakaret” olarak etiketleyen radikal İslam savunucuları, her zaman olduğu gibi bu haberleri de çarpıtmaya veya bunların sadece “müslüman geçinenlerin” veya “kötü müslümanların” işi olduğunu iddia etmeye devam ededursun; hatta İslam’da kadının değersizliğini anlatanların öldürülüşünü veya ölüm fetvaları ve linç saldırılarının hedefi haline getirilişlerini görmezden gelmeye devam etsin (bakınız; Theo van Gogh/Ayaan Hirsi Ali ve Submission filmi, Teslime Nesrin); dindar veya dinsiz, içinde insanlık namına biraz da olsa vicdani duygular barındıran bizim gibi herkes, İslam’ın gerçek yüzünü anlatmakla yükümlüdür.

    • Geçtiğimiz günlerde Milliyet’te yayımlananAfganistan’da kadın olmak” başlıklı yazıdan kısa bir alıntı: “Dünyada ne kadar şeriatla yönetilen ülke varsa, o kadar çeşit de şeriat modeli var. O ülkenin sosyo-kültürel yapısına, coğrafyasına göre farkılıklar gösterdiği gibi aynı ülkede bile değişen yöneticiler, koşullarla birlikte zaman içinde şeriat modeli uygulamaları da değişiklik gösteriyor, şeriat hükümleri değişmez , hatta yorumlanamaz denilmesine rağmen.Ama Suudi Arabistan, Yemen, İran , Pakistan, Nijerya vb…her modelde özü hiç değişmeyen bir kural var ki; Şeriatın gölgesindeki kadın hep ikinci sınıf, hep öteki cins, hep mal hükmünde, hep statüsü şeriatı yorumlayan, iktidarı Allah adına ellerinde tuttuklarını iddia eden erkeklerin iki dudağı arasında…”

       Şu yazılar da ilginizi çekebilir:

     

  • Dawkins: The Enemies of Reason

       Türkçe ismiyle “Aklın Düşmanları” (2007), evrimsel  biyolog ve militan ateist Richard Dawkins’in sert ve haklı eleştirilerini içeren iki bölümlük bir yapım. İzlerken insanların akılsızlığına gülmekle ağlamak arasında kalacağınız ve çevirisini yapmaktan onur duyduğum bu muhteşem belgeseli sonuna kadar izleyip, anlatılanlardan ders çıkarmanız ve başkalarıyla paylaşmanız dileğiyle; bilime, kanıta ve akla saygıyla iyi seyirler dilerim. Altyazıları indirmek için tıklayın.    

    1. Bölüm: 

       Batıl İnançların Tutsağı Olmak (Slaves to Superstition):

       Astrolojiden psişik medyumlara ve falcılara, mistik New Age gurularından komplo teorilerine kadar, bilimsel gerçekleri yok sayan ve insanların gerçeklik algısını adeta çarpıtan, batıl inançların hükmettiği saçmalıklar diyarına yolculuk ediyoruz. Kanıtlara, verilere ve evrene dair bildiğimiz gerçeklerle çeliştiği halde, insanların bu tür yanılsamalara neden ve nasıl yöneliyor olabileceğine ilişkin zihin açıcı bir yolculuk bu.

    2. Bölüm:

       Mantıksız Sağlık Hizmeti (The Irrational Health Service):

       Alternatif tıbbın gerçek tıbba, yani aslında tek tıp türü olan bilimsel tıbba açtığı savaşa, çeşitli yaygın alternatif tıp yöntemlerinin akla ve mantığa uymayan, batıl inançlara dayalı tehlikeler diyarına yakından bakıyoruz. Bilime ve akla karşı açılmış olan bu savaşın, insan sağlığı açısından ciddi tehlike yaratacak boyuta varan sonuçlarına tanık olduğunuzda duyacağınız sıkıntıyı, çevrenizdeki insanları bu konularda bilgilendirerek bir nebze de olsa azaltabilirsiniz.

     

       “Doğrulanabilir kanıtları kişisel duyguların üzerinde tutmalıyız. Bunu yapmazsak, gerçekleri çarpıtanlara karşı savunmasız kalırız. Akıl bizi batıl inançlardan kurtardı ve bize asırlar süren bir ilerleme sağladı. Onu şimdi terk etmek, tehlikeyi getirir.
     —Richard Dawkins

     

    Şunlar da ilginizi çekebilir: